Darkangel Akame Fictions

1582 Gizemi ve Akame Evrenine Etkisi

Daha önceden AKame sembolleri ile ilgili ve haklarında yapılan dedikoduları kapsayan bir fiskos serisi hazırlamıştım biliyorsunuz. Aslında bu yazı benim hikayelerimden ” Shadow Of The Dragon ” un giriş bölümü olarak yayınlandı. Ancak Akame, Kame, Jin ve 1582 nin gizemi hakkında çok önemli bilgiler içerdiği için burada da yayınlamaya karar verdim. Sonuçta burası Akame hakkındaki pek çok şeye yer verdiğim bir blog, böyle önemli bilgilerin de yer alması gerekiyor bence. Hikayeyi burada yayınlamayacağım zira orjinal hikayelerimden birisi olduğu için kapalı forumda. Sadece giriş bölümü olarak hazırladığım ama sadece genel bazı ilginç bilgileri barındıran bir yazı bu. Umarım yazı bittiğinde Akame’ye bakışınızda değişik açılar yakalarsınız^^

 

HİKAYENİN TANITIM CÜMLESİ : Üç güçlü yürek, üç cesur adam, üç aşık kalp… Her üçünün de sevdiğine söyleyebileceği tek bir cümle var,

Gölgende yaşamak yeter bana…

 

Akame evreniyle ilgili yeni yazılar yazmadığımın farkındayım arkadaşlar. Elbette bunun birkaç nedeni var birincisi ve en önemli neden Akanishi Jin’in evliliğinden, bir de çocuğunun dünyaya gelişinden sonra pek çok fanın Akame evreninden uzaklaşması. Fanlar demek kaynaklar demek benim gibi dünyanın bir ucundan onları takip edenler için. Haber, ispiyon ve teori kaynakları Akame fanları olmazsa bu evreni besleyecek bir şey de olmaz. Ama Akame efsanesi o kadar kolay ölmez, Jin’in KAT-TUN dan ayrılışı, evlenişi hatta çocuğunun olması bile teorileri durduramadı. :))) Ben de size Akame evreninde en çok konuşulup tartışılan teorilerden birinden bahsetmek istiyorum. Fanfictionlara yansıyacak kadar sevilen bu teori, bir fanın Kamenashi Kazuya’nın bizzat yazıp seslendirdiği 1582 şarkısı ve Break The Records konserlerinde sunduğu performansı inceleyen yazısı sonrası ortaya atıldı. Yıllardır da kafa patlatılıp durur. Biz bu teoriyi tartışmaktan her zaman çok Zevk aldık. Hatta en sonunda ben dayanamayarak bu teori üzerine bir de fanfiction yazdım. İşte bu inceleme yazısını, bu fanfictionun Prolog bölümü olarak kabul edebilirsiniz. Yani genellikle ficlerden önce giriş bölümü olarak verilen, hikaye hakkında bir nevi ön gösterim, hikayeye adım atış bölümü 😉 Peki bu kadar konuştuğum teori ne?

Kamenashi Kazuya ve Akanishi Jin Kame’nin 1582 şarkısına esinlendiği Oda Nobunaga ve Mori Ranmaru’nun rearkarnasyonla yeniden dünyaya gelmiş halleri olabilirler mi?

Daha da önemlisi Kame ve Jin böyle olduklarına mı inanıyorlar?

Şimdi her şeyi teker teker sırasıyla ele almak istiyorum ki kafa karışıklığı olmasın ama uyarayım bu oldukça uzun bir incelemeye yazısı olacak. Uzun zamandır böyle hevesle yazdığım bir tartışma yazısı olmamıştı. Umarım okurken siz de zevk alır hatta fikirlerinizle tartışmaya katılırsınız. 😉

Şimdi en başından başlamak gerekirse 1582 nedir?

1582 Kamenashi Kazuya’nın bizzat kaleme aldığı ve bestesine katkıda bulunduğu şarkısıdır. Bu şarkıyı 2009 yılındaki Break The Record konser serisinde solo performans olarak da sahneye taşımıştır. İşte zaten kıyamet de bu şarkıyla birlikte kopmuştur. 1582 aynı zamanda Oda Nobunaga ve Mori Ranmaru’nun ölüm tarihidir.

Peki kimdir bu Oda Nobunaga ve Mori Ranmaru?

 

ODA NOBUNAGA & MORİ RANMARU – İLİŞKİLERİ VE GEÇMİŞLERİ

 

* Oda Nobunaga Japonya’nın en ünlü samuraylarından biri çünkü tüm klanları birleştirmeyi başaran tek adam olmuş zamanında.

* Mori Ranmaru ise Oda’nın özel hizmetçisi ve yetenekli bir samuraydı.

* 1582 her ikisinin de öldüğü yıl anlamına geliyor, ikisi de 21 Haziran 1582 de öldü.

* Oda ve Mori arasında seksüel bir ilişki olduğu iddia ediliyor.

* Oda aileler arasında ayarlanan (daha çok politik bir jest olduğu söyleniyor) bir evlilikle Prenses Noh ile evlenmiş ve hiç çocukları olmamıştır, iddialara göre prenses kısırdır. Bu yüzden Oda soyunu sürdürebilmek için 2 veya daha fazla cariyeden kız ve erkeklerden oluşan 20 çocuğa sahip olmuştur. Evliliğinin ise tamamen sevgisiz, sert saygı kuralları çerçevesinde ilerlediği söylenir.

* Oda ve Ran ilk kez karşılaştıklarında Ran sadece 6 yaşındaydı ama Oda ondan çok daha büyüktü.

* Oda daha gördüğü ilk an çocuğun güzelliği ve karizmasından etkilenmiş ve onu kişisel hizmetkarı olarak almıştır.

* Şimdiki zamanda bile Japonya’da Ranmaru ismi erkek çocuklarına nadiren konulur. Bunun nedeni Ranmaru isminin ” güzel adam ” la ilişkilendirilmesi dolayısıyla bu ismi vererek kibirli görünmekten korkmalarıdır.

* Ranmaru güzelliği ve efendisine olan sarsılmaz sadakati ile bilinmektedir. O Nobunaga’yı anlayan tek kişidir ve aynı zamanda kızgın olduğunda onu sakinleştirebilen de tek kişidir. Ayrıca bazı şeyleri tam da efendisinin istediği şekilde organize edebilme yeteneğine sahiptir. Hatta bazı yerlerde daha Oda emretmeden Ranmaru’nun edeceği emri yerine getirdiği yazılmıştır.

* Ranmaru o kadar güzeldir ki yabancı biri onu gördüğünde nutku tutulur. Pek çok kez kadın olduğu sanılarak erkeklerin ona aşık olduğu söylenir.

* Ranmaru zamanla birkaç yüksek rütbe elde etse de her zaman Nobugana’nın hizmetkarı olarak kalmıştır.

* Ranmaru genellikle bir hizmetçinin girmesinin yasak olduğu askeri toplantılara bile katılmasına izin verilen tek hizmetkardır.

* O zamanlarda erkek çocukları ergenliğe ulaştıkları zaman diliminde (12-13) saçlarını keser ve yetişkin samurayların saç şekillerini alırlardı. Ancak Oda Ranmaru’dan saçlarını kesmemesini rica etmiş ve Ranmaru da kesmemiştir.

* Oda öldüğünde yanında sadece Ranmaru vardı. Oda Nobunaga Seppuku (Samuray kendi kılıcını karnına saplar, sonra keskin bir hamleyle yukarı doğru iter, ardından bir başka samuray da tek hamlede onun başını keser. Bu o zamanlarda bilinen bir samurayın ölmesinin en onurlu yoludur.) yaparak ölmüştür. Seppuku’nun tanığı ve tahmin edersiniz ki o son kılıç darbesini indiren kişi genellikle samurayın hayatı boyunca güvendiği ve saygı duyduğu kişilerden biri olur. O sırada düşman tarafından bir tapınakta kıstırılmış durumdadırlar ve Ranmaru Oda’nın ölümünden sonra tapınağı ateşe vererek düşmanın Oda’nın başını ele geçirmesine engel olur. Tüm tapınak yanarken Ranmaru aynı şekilde tereddüt bile etmeden kendi hayatına da son verir. Ranmaru öldüğünde 17 yaşındadır yani birlikte tam 11 yıl geçirmişlerdir.

* Söylentilere göre Nobunaga’nın son sözü ” Ranmaru, içeri girmelerine izin verme. “ olmuştur.

* Akechi Mitsuhide aslında Oda’nın en yakın arkadaşı olmasına rağmen bu saldırıyı düzenleyen kişidir. Açıkçası kimse nedenini tam olarak bilmemektedir. Ancak iki teori öne çıkmaktadır Birincisi Akechi ile Oda arasında da seksüel bir ilişki vardır, Akechi Oda ve Ranmaru arasındaki ilişkiyi kıskanmıştır. İkincisi de Oda Akechi’nin istediği bir araziyi Ranmaru’ya hediye etmeye karar vermiştir ve Akechi çok kızmıştır.

* Oda Nobunaga’nın cesedi asla bulunamamış, bu yüzden Akechi giderek paranoyaklaşmış, gücünü kaybetmiş ve sonunda çökmüştür.

KAMENASHİ KAZUYA – AKANİSHİ JİN VE 1582

Şimdi gelelim yazıya konu olan şarkıya. Daha şarkıyı incelemeye başlamadan şarkı hakkında ortaya atılan iddialara da yer verelim. Kame’nin “W/O Notice” gibi basit sözlere sahip bir şarkı yazmasından sonra 1582 gibi bir şarkıyla dinleyicinin karşısına çıkması şoke etkisi yaratmıştı. Kaldı ki o zamanlar şarkının yazarının Kame olduğunu kimse bilmiyordu sadece ” N ” diye birinin yazdığı biliniyor, herkes bu bilinmeyen kişiye hayranlık besliyordu. ” N ” in Kame’nin kendisi olduğu teorileri daha o açıklamadan çok önce konuluşmaya başlanmıştır bile. Çok sonraları Kame’nin aslında ” N ” olduğu ortaya çıkmış ve 1582 nin de yazarı olduğu anlaşılınca hayranlar çok şaşırmışlardı. Ancak Kame’nin şarkı listesine bakıldığında Kizuna, Special Happiness, W/O Notice, 1582 ve Aishiteru Kara’nın aynı kişinin yazdığı bence kolayca anlaşılabilir. Yine de teorilerde 1582 nin yazarının sadece Kame olmadığı, Jin’in de ona tıpkı daha önce birlikte yazdıkları ” Moonlight ” isimli şarkıda olduğu gibi yardım ettiği iddiaları var.

1582 LYRIC

I’m being controlled all the way to my fingertips
Becoming insanely numb
Inside my head I’m breaking down
Where am I now and why?
The light before my eyes disappears
Permanently sleeping, even death

Tempting complaints
Those scarlet lips

The pounding of my numbing heart becomes disrupted
Stain yourself by drowning in that blood

Eyes facing neverending lands
What do they reflect?
Please please hold me in those hands

As the hands of the clock overlap
I contemplate my inner ways
I touch my hands to my chest and wish
That I will never ever wake up
Love…

Even this heart littered with wounds
Is healed by watching you
It’s not about desire
I know this even unconsciously

The drug that heals my wound feels good
We’re not going anywhere tomorrow
Do you hate that?

Stain yourself by drowning in that blood

The dream and scattered stars
Which I saw with you day after day
I touch my hands to my chest and wish
That I please please won’t wake up

What is this tender feeling?
It changes colour every second
Forever and ever hold me in those hands with love

Tempting complaints
Heal the wound

Eyes facing neverending lands
What do they reflect?
Please please hold me in those hands

As the hands of the clock overlap
I contemplate my inner ways
I touch my hands to my chest and wish
That I will never ever wake up

The dream and scattered stars
Which I saw with you day after day
I touch my hands to my chest and wish
That I please please won’t wake up

What is this tender feeling?
It changes colour every second
Forever and ever hold me in those hands with love

 

1582 nin DETAYLARI – KAME VE JİN in HAYATINDAKİ YERİ

 

* Kame’ye 1582 nin konusunun ne olduğu sorulduğunda gülerek ” Bu bir sır. ” demiştir.

* Kame ” N ” olduğu ortaya çıktığında insanların şarkıyı yargılamalarını istemediği ve yazanın o olduğunu görmeden dinlemelerini istediği için lakap kullandığını söylemiştir.

* Kame’nin 2010 yılında oynadığı ” Yamato Nadeshiko Sichi Henge ” dizisinin uyarlandığı mangadaki ” Ranmaru Morii ” karakteri Ranmaru Mori’den esinlenilerek yaratılmıştır.

* Kame’nin uzun zamandır sahip olduğu sevgili köpeğinin adı Ran-Chan’dır. Bariz olduğu üzere yine Ranmaru’dan esinlenmiştir. Jin’in aile evindeki köpeklerden birinin adı da Maru’dur.

* Oda Nobugana hem Jin’in hem de Kame’nin favori samurayıdır. Bunu debutları öncesi katıldıkları bir programda söylemişlerdir.

* 1582 yi dinleyen pek çok kişi şarkıda Jin’in sesini duyduklarını iddia etmişlerdir. Çok dikkatli dinlenirse şarkının bazı noktalarında Kame’nin sesinin alt tonlarında onunla birlikte şarkı söyleyen bir başka sesi duyabilirsiniz. Hatta bazı kelimeleri onun söylediği söyleniyor. Doğal ve alçak, adeta onun sesini destekleyen bir sestir. Size daha önce de Kame ve Jin’in seslerinin harmonisinin çok özel olduğundan bahsetmiştim. Birbirlerinin seslerini destekleme konusunda o kadar uzmanlaşmışlardır ki iddialara göre Jin şarkıda Kame’yi desteklediği halde bunu fark ettirmeden yapabilmiştir. 01:08 – 01:12 /// 02:26 – 02:30 /// 03:26 – 03:36 saniyeleri yani özellikle nakarat bölümlerini daha dikkatli dinlenmeliymiş.

* Şarkının başında bazı çatırtı sesleri duyacaksınız. Tıpkı ateş yakmaya çalışırken çalıların tutuşması gibi…

* Ayrıca şarkının ortasında ve sonlarında bazı nefes alıp verme, inleme sesleri duyacaksınız. Bunlar bariz bir şekilde iki erkeğe ait sesler ve biri Kame’ye ait değil. Özellikle bu seslerde Jin’in sesini bulanlar çok fazla. Ayrıca ilk yarıdaki seslerde dudak yalama ve emme sesini çıkaranın Kame olduğu açık ama sonrasında orgazma ulaşırmışçasına çıkan o tok sesi Kame’nin çıkarmadığı da çok açık. İddialara göre ilk yarıdaki sesler bir oral sekse gönderme yapıyor. Sanırım rolleri açıklamama gerek yok. 😀

* Şarkının albüm versiyonu bayan POV olarak anılırken konser versiyonu erkek POV olarak anılmakta. Yani albümde şarkı savaşın ortasındaki bir kadının aşkını anlatırken konser serisindeki performansta şarkının birçok yeri değişmiş ve şarkı bir erkeğin aşkını anlatır hale gelmiştir.

* Kame’nin BTR konserlerindeki performansı hakkındaki teoriler de üçe ayrılıyor,

a) Kame şarkıyı Ranmaru’nun bakış açısından söylüyor

b) Homoseksüel bir aşkı anlattığı için şarkının ortasında Oda’nın da kılığına bürünerek her iki tarafı da canlandırıyor.

c) Kame şarkının başında bir bayan, ortasında bir erkeğe dönüşüyor.

Şimdi performansı irdelemeye başlayalım ama isterseniz önce bir performansı izleyin, ondan sonra okumaya devam edin 😉

 

* Şarkının başında Kame’nin geyşa gibi giyindiği söylenir aslında bu çok yanlıştır. Çünkü geyşalar yüzlerine bembeyaz bir makyaj yaparlar. Saçlarına kocaman aksesuarlar ve bellerinin etrafına da oldukça büyük bağlar bağlarlar. Sizce Kame gibi biri bir geyşa gibi giyinmek istese bu detayları yerine getirmeden mi giyinirdi? Ayrıca ilk geyşa aslında erkektir. Bayan geyşalar 17. yüzyıla kadar ortaya çıkmamışlardır.

* Performansa başlamadan önce sahnede kılıçlı kişiler koşturmakta ve sanki saldırıya hazırlanmaktadırlar. Kame de şarkıya başlarken tam bu kılıçların ortasına iniş yapar manidar bir şekilde. Ayrıca o iniş yaparken tavanda kısa süreliğine de olsa bir tapınak görüntüsü belirmektedir. Bu Oda ve Ranmaru’nun saldırıya uğradıkları tapınağın orjinal görüntüsüdür.

* Tapınağı ateşe veren kişi Ranmaru’dur ve Kame performansın bir noktasında elinde fişeklerle havaya yükselir, etrafında dönerek ateşler saçar.

* Ranmaru’nun saçlarını kesmediği bilinmektedir ve eğer Kame performansında iki farklı kişiyi canlandırsaydı, yani ikinci yarıda Oda’yı canlandırsaydı saçlarındaki klipsi çıkardıktan sonra o zamanlardaki erkeklerin yaptığı gibi saçlarını alnından yukarı çekip toplayarak yüzünü açığa çıkarırdı. Oysa o klipsi çıkardıktan sonra saçlarını sallayarak uzunluklarını vurgulamıştır. Şarkının ilk yarısında çok feminenken kılıcı çektiği noktadan sonra daha erkeksi olması ise yine Ranmaru’nun sahip olduğu kişiliğe göndermedir. Zira Ranmaru sadece elegant bir hizmetkar değil çok çok iyi bir samuraydır da. Efendisinin en yakınındaki kişi olarak pek çok dalda çok iyi eğitim almıştır. Oda’yı gerektiğinde hayatıyla koruyabilecek biridir. Kame performansında Ranmaru’nun hem feminen hem de maskülen özelliklerini işlemeye çalışmıştır.

* Dikkat edilirse bir kadın gibi giyinmiş olsa da Kame’nin kıyafetlerinin altında erkeklere ait kıyafetler bulunmaktadır ve şarkının ikinci yarısında bir omuzunu ve göğsünün yarısını açarak erkek olduğunu vurgulamıştır. Bu da Ranmaru’nun devamlı kadın olarak karıştırılmasına ama aslında erkek olmasına yapılan bir göndermedir.

* Şarkının konser versiyonunda bile Jin’in sesinin zaman zaman Kame’ye katıldığını iddia edenler var.

* Kame konser versiyonunda şarkının bir yerinde ” Kodoku wo kanashimu hime yo ” diyor bunun anlamı ” O yalnız prensese acıyorum. “ demek. Burada referans edilen açık bir şekilde Oda’nın eşi Prenses Noh. Çünkü eşinin sevgisi bir başkasına ait ve ölürken yanında Ranmaru var, o değil.

* Şarkının ilk yarısında Kame alt dudağına bir geyşa olmadığını vurgularcasına kırmızı bir ruj sürer, ancak ruj dudaklarından taşarak çenesine doğru gider, tıpkı ağızdan akan kan gibi. Burada Ranmaru’nun güzelliğine gönderme yapılırken aynı zaman da ölümüne de gönderme yapılıyor. Çünkü Seppuku yapan samurayın ağzından kan gelmez, çünkü ikinci samuray onun başını çok ani ve tek hamlede keserek temiz bir ölüm vermiştir. Ancak Ranmaru sadece kendi kılıcını karnına saplayarak hayatına son verebilmiştir çünkü yanında Oda’nın cesedinden başka kimse yoktur. Dolayısıyla kimse başını kesememiştir.

* Şarkının sonlarında Kame uzunca üzerinde yazılar bulunan iki kağıtla görünüyor. Seppuku öncesinde eskiden samuraylar bir intihar mektubu bırakırlardı. Bunlar alelade elveda zalim dünya mektupları değildi, bunlara ” Ölüm Şiirleri ” denilmektedir. Samuray kendi poemini yazması için bir süre yalnız bırakılırdı. İşte Kame’nin konserde gönderme yaptığı şey bu poemlerdi. Havalandığında dikkat ederseniz elinde iki şiir tutmaktadır ve önce birini serbest bırakır, ardından sahneye iner ve belinin etrafına sardığı poemi salmadan önce onu öper. Bariz bir şekilde önce Oda’nın ölümüne ve daha sonra ona katılan Ranmaru’nun ölümüne yapılan bir göndermedir. Ama Ranmaru’nunki kanla lekelidir çünkü ölümü tamamlanmamıştır. Bu yüzden Kame’nin şarkıdan sonra arınma ritüeline benzeyen bir gösteri sergilediği iddia ediliyor.

Evettt yeterince aklınız karıştı mı? Şarkıya ve performansa bakış açınız değişti mi? Bu bölüm sonrasında devam edecek olan hikayede yazının başındaki sorulara cevaplar arayacağız. Yani böylesine önemli bir malzeme varken elimde bundan bir hikaye çıkarmamam garip olurdu ama di mi? 🙂 Teorileriniz var mı? Lütfen benimle paylaşın, tartışalım ve bu konuyu irdeleyelim 😉 Sorularımızı da bir kere daha hatırlayalım,

Kamenashi Kazuya ve Akanishi Jin Kame’nin 1582 şarkısına esinlendiği Oda Nobunaga ve Mori Ranmaru’nun rearkarnasyonla yeniden dünyaya gelmiş halleri olabilirler mi?

Daha da önemlisi Kame ve Jin böyle olduklarına mı inanıyorlar? Hayatlarını Oda ve Ran’ın hayatlarından  esinlenerek mi şekillendiriyorlar?

 

Reklamlar

Kötü Bir Rüyadan Uyanmak – Akame – 6. Bölüm – FİNAL!!!

 

KÖTÜ BİR RÜYADAN UYANMAK – AKAME – 6. BÖLÜM – FİNAL!!!

 

“ Bu melodi öylesine bir melodi değildi. Melodi aslında benim bir yıl önce yazdığım bir şarkıya ait. “

“ Aman tanrım Kame! “

Jin’in gözleri ekran ve Kame arasında gidip geldi. İşte bu başına gelebilecek en kötü şeydi. Bunun nasıl bir özrü olurdu? “ Ben… Tanrım… Nasıl? Yapmamalıydım… “ Jin ellerini şakaklarına bastırdı. KAT-TUN un beklenen dönüş singleının çıkış parçası resmen çalıntıydı!

/////****////

“ Tam olarak bilmiyorum tamam mı? Sadece bölük pörçük bir şeyler anlattı. Sanırım Yamapi tam da showa gitmeden önce ona söylemiş ve- “ “ S-Show mu? Dream Boy’s mu? “ Ryo başıyla onayladı. “ Yani o gece… O gece… “ Ryo Jin’in neler düşündüğünü tahmin edebiliyordu. “ Bak belki de ben yanılıyorumdur. Kame asla kesin bir şekilde böyle söylemedi. “ Ancak çoktan Jin’in yüzünün bütün rengi solmuştu.

Ayrılışı, Kame’nin düşüşü ve Yamapi’nin koca ağzı… Eğer gerçekten bir bağlantı varsa… Jin içini çekti. “ İşe yarayacak inan bana. Seni sıkıştırdığım için bana kızmayacaktır. Benden hoşlanıyor. “ Eğer Kame onu bir şeyle suçluyor olsaydı böyle arkadaşça davranmazdı değil mi? Ryo yüzüne yayılmış bir şok ifadesiyle ona döndü.

“ Haklısın. O senden hoşlanıyor. “

“ Ben de bunu söylüyorum ya… “

“ Hayır Jin dinle, Kame senden hoşlanıyor. “

Kame’nin hak etmediği acılar çekmesini kabullenemiyordu. “ Ona yardım etmeliyim. “ Çılgın ve başarılması imkansız görünen bir fikir Jin’in beyninde oluşmaya başlamıştı.

 

********************************************************

 

Korkuyla gelmesini beklediği şirketten gelecek arama sonunda gelerek Kame’yi hazırlıksız bir şekilde yakalamıştı. Aslında şirketin onu daha önce, belki bir-bir buçuk yıl kadar önce çağırmasını bekliyordu. Geçirdiği bütün seri ameliyatlardan sonra doktorların nihai raporları ellerine ulaştığında ve karar açıklandığında çağırabilirlerdi. Artık yürüyemeyecekti. Uygun ve uzun bir rehabilitasyon ile alt ekstremitelere duyarlılığın geri gelmesi mümkün olabilirdi ama hepsi bu kadar.

Yürümek yok

Dans etmek yok.

Beysbol oynamak yok.

Uzun zamandır durumu hakkında kızgın değildi. İstifa seçeneği eninde sonunda gelecekti. Bir süre kızmış, isyan etmiş, gün be gün bu hisleri azalmış, bir gün uyandığında hala huysuz ve önünde uzanan belirsiz gelecek hakkında acı hissetse de eskisi kadar çaresiz olmadığını fark etmişti. Bazı şeylerin bir nedenden olduğunu kavraması gerektiğini öğrenmişti. Sadece bu nedenler onun kavrama sınırlarının çok ötesindeydi. Şirkete gideceği sabah Ryo onu almaya geldi. Jin ile arasındaki yakınlık büyümeye başlasa da Ryo hala ihtiyaç duyduğunda çağırdığı kişiydi. Yol boyunca Ryo her şeyden ve hiçbir şeyden bahsedip durmuştu. Mesela Kanjani8 in Yokohama’daki çekimlerinden, ona giydirdikleri liseli kız üniformasından ve üzerinde ne kadar kötü durduğundan… Kame kendini gülerken bularak hafiflemiş ruh haline şaşırdı.

Aslında daha fazla endişeli olmalıydı. Belgeleri imzaladıktan sonra şirket açıklamaları yapınca basın birden üzerine gelecekti. Daha fazla detay isteyeceklerdi, hakkında daha fazla acınası makale yazılacaktı, artık bekleyerek geçen uzun günler boyunca zihnini koruyan ” ya böyle olursa ” veya ” belki bir gün ” gibi umutlar hayatında olmayacaktı. Şirketin herkesi kendisinden uzak tutacağından emindi. Zaten kendisi de olasılıkları düşünerek bunca zaman kendine yeterince işkence etmişti. Yine de tenini gıdıklayan bu garip histen kurtulamıyordu. Binaya girdiklerinde Ryo yanından ayrılmadı aksine onunla birlikte asansöre bindi hatta Johnny-san’ın ofisinin önüne kadar geldi. Ryo durmadan koşmaya devam etmişti. Anlaşılan onun dikkatini dağıtarak çok fazla düşünmesini engellemeye çalışıyordu. Ancak artık düşünecek bir şey yoktu. Durum onu mutlu etmiyordu evet ama yas da tutmuyordu. Sadece hayatının bir bölümü kapanıyordu. Artık karanlıkta kalmak yoktu. Artık gelmeyecek bir şeyi beklemek de yoktu. Diğerleri de, Nakamaru, Taguchi, Ueda, Koki ve Jin, onlar da yeni ve taze bir başlangıcı hak ediyorlardı. Artık mucizeleri beklemek yoktu.

Ryo yanında ilerlerken bir grup genç junior yanlarından geçti. Kame gençlerin bakışlarını hissedebiliyordu. Merak ve saygı duydukları sempailerini görmenin şaşkınlığı… Kamenashi Kazuya’nın adı hala gücünü ve sesini koruyordu. Belki iki yıldır etrafta olmayabilirdi ama Kimura ve Tackey gibi juniorların örnek aldıkları biriydi. ” Pek bir şey değişmemiş değil mi? ” Kame düşüncelerinden sıyrılarak Ryo’ya baktı. ” Aslında bilemiyorum. ” Hastaneden taburcu olduğundan beri ilk kez şirkete geliyordu. Onu böyle yararsız ve kendine bile faydası olmayan biri olarak görmelerini istememişti. Parmakları sandalyesinin kenarlarını kavrayarak ileri itti. Artık sonucu ertelemenin bir anlamı yoktu.

– Kame-chan!

Kame ofisin önünde onu bekleyen tanıdık sesi duyunca irkildi. Birkaç saniye sonra Koki kocaman bir gülümsemeyle tam önünde duruyordu. Yerinde hafifçe zıplamasından kendini ona sıkıca sarılmaktan zor alıkoyduğunu anlamak hiç de zor değildi. Diğer grup üyeleri etrafını sararken Kame şaşkınlıkla ” Ehm… Sizleri de görmek güzel çocuklar. ” diyebilirdi. Jin biraz geride kalarak arkadaşların yeniden bir araya gelmesini seyretmişti. Ama Kame’nin Jin’in neden orada olduğunu düşünmeye vakti olmadı çünkü bir çift kol çoktan boynuna dolanmıştı. ” Taguchi! ” Ueda sinirle uyarsa da Junno onu dinlemeyerek Kame’ye sıkıca sarılmaya devam etti. ” Geri döndüğün için çok mutluyum! ” Junno geri çekilmezken –açıkça arkasındaki eller onu geri çekmeye çalışıyorken- Ueda’nın gözleri irileşmiş ve yine ” Taguchi! ” diye tıslamış, Nakamaru ona çabuk ve endişeli bir gülümseme göndermişti.

Taguchi’nin sözleri Kame’yi endişelendirmişti. Ama Ryo boğazını temizleyerek dikkatini çekince ona döndü. ” Sanırım görevim artık bitti. Kame güvenli bir şekilde geldi. İzninizle katılmam gereken bir toplantı var. ” ” Ryo… ” Burada garip bir şeyler oluyordu. Neden herkes buradaydı? ” Ryo? Ne…? ” ” Üzgünüm Kamenashi eve geri dönüşün için başka birinin rezervasyonu var. ” Ryo Jin’e bakıp göz kırptı ve Kame kaşlarını çattı. Bir şeyden gerçekten nefret ediyordu –hayır Taguchi’nin onu hala sıkmasından değil- arkadaşlarının birleşip ondan sır saklamalarından. Geçmişte yeterince sır saklanmıştı. Şimdi her şey farklıydı. Jin geri dönmüştü. Belki eskisi gibi çok yakın arkadaşlar değillerdi ama aradan geçen uzun sessizlik ve birbirine yabancılaşmadan sonra geldikleri durum “ hiçbir şey” den daha iyiydi. Ve Kame artık uzayda değil Dünya’da yaşıyordu. Jin’nin sadece Kame istediği için onunla arkadaştan fazla şeyler paylaşmak istemediğini biliyordu. Kame artık bu tür boş umutlar beslemeyi de bırakmıştı. Zaten yıllar boyunca boş umutlar içinde yaşayıp durmuştu.

En önemlisi de KAT-TUN sonunda bir single çıkarıyordu. Kame’nin bizzat yaratımına katıldığı bir şarkıyla hem de. Jin den başka kimsenin de bunu bilmesine gerek yoktu. Kame daha önce de kalem isimler kullanarak şarkılar yazmıştı. Bazılarını yıllar sonra kabul etmiş, bazıları hakkında tek kelime etmemişti. Bu kez başka bir isim yerine Jin’in isminin arkasına saklanacaktı. Bu da Kame’nin yaşayabileceği bir şeydi. Ryo çoktan ortalıktan kaybolmuştu. Kame kendine gelmeye çalışarak Taguchi’yi itti. Hem kendine mesafe yaratmak hem de boğulmamak için. ” Tamam, çocuklar buraya gelmenize memnun oldum ama hiç gerekli değildi- ” ” Elbette gelmemiz gerekiyordu! ” Koki heyecanla lafını böldü. Suratındaki gülümseme Ueda onun ensesine bir şaplak attığında bile silinmemişti. Bu halleri Kame’yi güldürdü. Bu anları, aslında onları çok özlemişti.

Koki sandalyesinin etrafından dolaşarak arkasına geçti ve dünyanın en doğal şeyini yapıyormuşçasına sandalyesini ofise doğru itmeye başladı, Jin’e doğru. Kame kendinde Koki’nin ona sandalyesini kendisi hareket ettiremeyecekmiş gibi davranması konusunda bir şeyler söyleme gücünü bulamadı. Jin’in gözleri gözleriyle buluştu. Belki de Kame’nin gözleri Jin’inkilerle buluştu. Her zamanki gibi detaylar hiç önemli değildi. Sadece Jin’e bakarak Kame sakinleşti. Artık Jin’den daha önemli hiçbir şey yoktu. Kame bir şey söylemek istedi, her hangi bir şey… Ama ofise girdiler ve Kame’nin daha önce hiç görmediği bir sekreter onları hemen içeri aldı. Johnny masasının arkasında mutlu ve tamamen hoşnut bir halde onları bekliyordu. İyi bir ruh halindeymiş gibi görünüyordu ve bu her zaman iyiye işaretti. Kame en son ne zaman bu ofise geldiğini hatırlayamıyordu ama Jin için bu anılar hala çok tazeydi.

Çaresizlik, acı, geleceğinden vazgeçme hissi, öfke, istifa ederek her şeyi bir kenara atma düşünceleri… Her zaman Johnny ile politik bir mesafesi olmuştu. Oysa şimdi Jin kendini masanın üzerinden uzanıp patronuna sarılmamak için zor tutuyordu. Amerika kariyeri için çok savaşmış ve kazanmıştı. Uzun bir zaman sonra Johnny ile bir kez daha savaşmış ve yine kazanmıştı. Hepsi haberleri duyduğunda Kame’nin yüzünde belirecek ifadeye değecekti. ” Günaydın çocuklar. ” Johnny her ne kadar hepsine birden hitap etse de gözleri sadece Kame’ye odaklanmıştı. Bakışlarında iğrenme veya acıma yoktu, yumuşak ve endişeli bir bakış vardı. Ajans içindeki bazı çocuklar bunları öğreneceklerdi. Johnny sadece iyi olmak istediği çocuklara iyi olurdu. Kame bunu öğrenmişti. Şimdi tek umudu kariyerinin üzerine son çizgiyi çekerken Johnny’nin ona karşı nazik olmasıydı.

– Altınızı birden yeniden bir arada görmek çok güzel.

Kame merakla etrafına bakındı. Diğerleri bu hitaba sadece başlarını sallayarak onay vermişlerdi. Akanishi dahil. Hepsi. Gerçekten o anda Kame birden gülmek istedi. Koki ve Jin’in aynı şeyi onayladığı nadir görülen bir şeydi. Ayrıca Kame Jin’in bakışlarının zaman zaman ona kaydığını da fark etti. Sadece merak için değil onu kollamak için de. ” Bu grubun yaşadığı onca şeyden sonra… Özellikle de son iki yıl… ” Bu sözler Kame’nin gerilmesine neden oldu ama Jin’in gözleri bir saniye bile üzerinden ayrılmayarak ona destek olmuştu. Johnny orada bir yerlerde, karanlıkta kalmış gibiydi. Kame’nin hem çok sevdiği hem de nefret ettiği o sevecen karanlık gözlerin, sadece Jin’in onun üzerinde böyle bir etkisi vardı. Böyle bir anda bile etkilerini gösteriyorlardı.

– Ama ne olursa olsun ben hala KAT-TUN a inanıyorum. Umarım sen de sana verilen bu yeni şansı değerlendirirsin. Benim tarafımdan veya başkası tarafından değil, altınızın birden bu gruba verdiği yeni bir şans bu.

Kame’nin kalbi bir anlığına durdu. Kekeleyerek ” A-Ama efendim… ” diyebildi. ” Altı ” ve ” KAT-TUN ” artık birbirine ait kelimeler değillerdi. Çabucak odaya göz attığında odada söylenenlere tepki gösteren tek kişinin kendisi olduğunu fark etti. Diğerleri sakince oturuyor ve Johnny’nin söyledikleri onlar için yeni şeyler değilmiş gibi dinliyorlardı. Elleri terlemeye başlamıştı. ” Evet Kamenashi? ” ” Efendim, sanırım ben burada neler olup bittiğini anlayamadım. ” Terli ellerini dizlerine sildi. ” Anlamadığın nedir? Altınız birden KAT-TUN u yeniden inşa etmeye başlıyorsunuz. Buna yeni bir single ve birkaç televizyon programına katılarak başlayacaksınız. Ve gelecek olan tepkiye göre daha fazlası da olacak. ” Taguchi ve Koki birbirlerine bakarak sırıttılar. Kame dudaklarını ıslattı. Kesinlikle burada kaçırdığı bir şeyler olmalıydı. Johnny gerçekten kast ettiği şeyleri söylüyor olamazdı değil mi? Buraya onu eğlence dünyasından tamamen koparacak evrakları imzalamaya gelmişti ama yaşlı adam yeniden altı kişilik bir grup olmaktan ve yeni singledan bahsediyordu.

Acaba tekerlekli sandalyesini fark etmemiş olabilir miydi?

Kame başını hafifçe eğerek sandalyesine baktı. ” Bütün saygıma rağmen efendim… Bunu yapabileceğimi hiç sanmıyorum. ” ” Elbette yapabilirsin Kamenashi! ” Johnny gürlemesine rağmen sesindeki yumuşaklık hissedilebiliyordu. Bu Johnny Kitagawa doğru sözlerle gençleri limitlerinin üzerine iten kişiydi. Kendilerinin bile bilmediği limitlere… Çünkü Johnny biliyordu. ” Yaralarını yeterince uzun süre yaladın. Şimdi yeniden parlama zamanı. ” Johnny gerçekten onun ” o ” cümleyi kullanmasını mı istiyordu? Özürlü… Doktorları bu tanımlamayı her kullandıklarında Kame irkilmekten kendini alamıyordu. Bir daha yürüyemeyecek olmayı kabullenmek bir şeydi ama kendisi gibi olan kişilerle birlikte yaftalanmak korkutucuydu. Bu sanki insanların onları etiketlemesi gibi bir şeydi.

– Ben artık bu ajansın ihtiyaç duyabileceği biri değilim efendim.

– Saçmalama Kamenashi. Halkın ilgisini çekmeye ve müzik listelerinin zirvesinde yer alan şarkılar yapmaya devam ettiğin sürece bu ajansta sana yer olacak.

Koki ona doğru değildi. ” Bu harika değil mi Kame? ” Nakamaru omzuna dokundu. Sıcak. Rahatlatıcı. Ancak yeterli değil. Kame baştan aşağı titriyordu. İçgüdüsel olarak olarak Jin’e döndü. Neden sanki Jin ondan bu kadar uzak duruyordu? ” Şarkıyı çok sevdik Kame! ” Junno ona en parlak gülümsemesiyle baktı. Diğerleri de başlarıyla onaylamışlardı. Koki ” Arkadaş olduğumuzu sanıyordum. ” diye ona takıldı. ” Neden bize söylemedin? ” Şarkı… Frames… Jin onlara Frames’ten bahsetmiş olmalıydı. Ueda bile ” Gerçekten insana harika duygular hissettiriyor. ” diye yorumladı Koki yine başıyla onayladı. Her seferinde hareketleri daha coşkulu oluyordu. Kame’nin nefesleri hızlandı. Akanishi’nin bunu yapmaya hiç hakkı yoktu. Bir anlaşma yapmışlardı. Birbirlerine bir söz vermişlerdi. Jin Kame’nin adını katmadan şarkının sahibi olabilirdi.

” Akanishi’ye şarkıyı alabileceğini söyledim ve hala bu sözümün arkasındayım. “

Johnny kaşlarını çattı.

” Bir an için şarkıyı bu konuşmaların dışında tutalım. Önemli olan benim için çalışmak isteyip istemediğin. Kararını vermeden önce Akanishi’nin senin için dişi ve tırnaklarıyla mücadele ettiğini bilsen iyi olur. Bu teklif bir kez daha gelmeyecek. KAT-TUN a gerçekten bir şans vermek istiyorum. Geçmişte grup beş kişi olarak iyiydi, şimdi Akanishi grubun içindeyken geleceğinden korkmuyorum, yine beş kişi olarak başarılı olabilirler. Sen reddetsen bile…”

Dünya etrafında dönmeye başlarken Kame belki de kazadan beri ilk defa oturuyor olduğuna sevindi. Çünkü jöleye dönen bacaklarının üzerinde zaten duramazdı. Belki de bacakları gerçekten jöleye dönmüştü sadece o hissetmiyordu o kadar.

Jin onun için savaşmıştı!

Kalması için savaşan kişiydi ve üstelik kendisi de kalıyordu. Bunu kendini gruptan kurtarıp yeniden özgür olmak için yapmamıştı. Kame için yapmıştı. Yalnızca onun için… Jin geri dönmeyi ne kadar çok istediğini biliyordu ve Kame istiyordu. ” Yapmayacağım efendim. ” Kame hemen zihnini toparladı. Çok fazla düşünmeye gerek yoktu. ” Reddetmeyeceğim. Teşekkür ederim. ” Johnny gülümsedi. Gülümsemesinde değerli yatırımını kaybetmemenin zevkindeki bir iş adamını ve çocuğunun mutluluğunu gören babasının keyfini görmek mümkündü. Sonuçta hepsi bu adamın gözetimi altında büyümüşlerdi. Ailelerinden daha fazla bu adamla zaman geçirmişlerdi. ” Elimden gelenin en iyisini yapacağım. ” Kame patronunun gülümsemesine karşılık verdi.

Geri dönmüştü.

Asla olacağını ummadığı şey olmuştu. Detaylar için daha sonra endişelenebilirdi. Şu an için sadece iki şeyden emindi. Birincisi Johnny işe yaracağını düşündüğü bir planı olmasaydı ona bu teklifi sunmazdı. İkincisi de eski hayatını geri alacaktı. Yeniden soyunma odalarının tanıdık kokularını hissedecekti, yeniden sahne ışıklarının altında olacaktı, yeniden adını haykıran çığlıkları duyacaktı. Şimdi bunların hepsini geri alacağını bildiğinde hepsini ne kadar çok özlediğini kabul etmek zorunda kalmıştı. Bunca zaman boyunca idol olmasa da yaşayabileceğini düşünerek kendine yalan söylemişti. Takip eden dakikalar boyunca Kame’nin farkına varabildiği şeyler ofisi çınlatan neşeli bağırışlar, omzunu patpatlayan eller, ona sarılan kollardı. Johnny’nin artık her şeyin daha güzel olacağını, yeni menajerinin bütün ihtiyaçlarıyla ilgileneceğini ve hiçbir şey için endişelenmemesi gerektiğini duyabiliyordu. Çünkü ajans idolleri için gereken her şeyi yapardı.

Kame’nin yapmak istediği tek şey ise Johnny’nin ofisinin ortasında Jin’e sıkıca sarılmak ve sonrasında neler olacağını düşünmeden bütün kalbini ona dökmekti. Çünkü şu anda bu ofisin ortasında, etrafında hayatının büyük bir bölümünde birlikte olduğu, onun için değerli insanların arasında istediği her şeyi yapabilecekmiş gibi hissediyordu. Bütün bu sarılma hengamesi içinde Kame Jin’in onlardan biraz uzak durduğunu fark etti. Kame ona soran bir bakış gönderirken Jin’deki neşe eksikliğinin onda yarattığı hayal kırıklığını gizlemek için elinden gelen en iyi maskeyi takınmıştı. Her şey onun sayesinde gerçekleşmişti. Bütün kredi Jin’e aitti. Daha sonra verilen sözler üzerine ciddi bir konuşma yapmaları gerekse bile…

Sonunda Johnny gürültülerinden bıkarak onları kapı dışı ettiğinde Nakamaru gülerek ” Bu harika değil mi? ” diye sordu. ” KAT-TUN’un yeni başlangıcı. ” Koki şüpheli bakışlarla Jin’e baktıktan sonra yeniden sırıtarak Kame’ye döndü. ” Elbette öyle değil mi Kame? ” Kame cevabın kendisinden beklendiğini biliyordu ama bu soruya cevap verebilecek tek kişi sadece ve sadece Jin’di. Jin neredeyse tedirgin adımlarla yanına geldi. Parmakları sandalyesini kavradı. ” Şimdi gidiyoruz. ” Buradan bir an önce gitmek ve kimsenin onları duyamayacağı bir yerde Kame’yle konuşmak için sabırsızlanıyordu. Ona varlığının onun için ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu söylemek istiyordu. Kame teklifi kabul ettiği için çok memnundu. İki gün önce ofise gelip yaşlı adamla Kame hakkında görüştüğünde nasıl bir sonuç elde edeceğinden emin değildi. Ama Johnny her zaman ona karşı yumuşak bir noktaya sahipti.

Ajansta Jin gibi önerileri sadece dinlenilmeyen aynı zamanda değerlendirilen birkaç kişi vardı. Ayrıca sadece Jin gibi çok özel ruhlar Johnny’nin sabrının sınırlarını zorlayabiliyorlardı. Johnny sonunda Kame’nin geri dönmesini kabul etmişti. Son kırk sekiz saat boyunca bunu gizli tutabilmek –Koki’nin sürprizi bozmaması için ağzını kapatmasını sağlamak- çok zor olmuştu. Son yirmi dakikadır ise Jin odayı aşıp Kame’ye sarılmamak için kendini zorlukla dizginleyebilmişti. Kame öneriyi kabul ettiğinde bu istek zirve yapmıştı. ” Bekle! Onu şimdi bizden ayıramazsın! ” Koki’nin yüksek sesli itirazına diğerleri de katılmıştı. ” Kame söyle ona gitmek istemediğini söyle! ” Jin’in yüzüne attığı tek bir bakış Kame’nin baştan aşağı titremesine neden olmuştu. Başını eğerek arkadaşlarına teşekkür etti. ” Beni böylesine sıcak karşıladığınız için teşekkür ederim çocuklar. ” Onların söylediği her cümlede ciddi olduğunu anlamalarını istiyordu. ” Ama şimdi gitmek zorundayım. Daha sonra konuşuruz. ” Şu anda istediği tek şey Jin’le konuşmaktı. Sadece Jin’le. Koki dudaklarını büktü. ” Bu hiç adil değil. O zaten birkaç haftadır hep seninle birlikte. ” Koki’nin beklenmedik itişiyle Jin kendini birden Kame’nin kucağında buldu. Aslında Koki onu çok sert itmemişti sadece Jin hazırlıklı değildi.

Kame’nin kucağında şaşkınlıkla etrafına bakan Jin gülüşler sonrasında gülerek Kame’ye dönerek sırıttı. ” Beni arabaya götür, ben de seni evine götüreyim. ” Kame ise nefesini tutmuştu. Tamamen rahat bir şekilde diğerlerine el sallayan Jin Koki’ye alaycı bir sırıtış göndermeyi ihmal etmedi. Kame’nin ne kadar gergin olduğunun farkında bile değildi. ” Akanishi ne yapıyorsun? ” ” Ne? Bu aslında çok cool! Ueda bizi itebilir böylece koridor boyunca asansöre kadar gidebiliriz. ” Tam önlerinde duran Ueda gözlerini devirmişti. Akanishi hala çocuk gibiydi. ” Akanishi. ” Jin bu kez Ueda’ya döndü. ” Ne? Sakın bana bunu hiç aklından geçirmediğini söyleme.” ” Sizi itmeyeceğim Akanishi. ” Kame doğru dürüst nefes alamaz hale gelmişti. ” Teşekkürler Ueda. ” ” Aslında onu yarı yolda kucağından atsan iyi olur. “ Koki’nin yorumu Jin’den gelen ölümcül bir bakışla karşılandı. ” O beni yere atmaz! ” Birden sandalyenin gerçekten hareket ettiğini hissetti.

Kame’nin parmakları tekerlekleri kavramış manevra yaptırıyordu. Sandalyeyi koridora çevirdi. ” Haklısın atmam. Ama atabileceğimi unutmasan iyi olur.” Jin’in vücudu ona doğru sokuldu ve parmakları destek bulmak umuduyla omuzlarını kavradı. Bu arada da arkada kalanlara el sallamaktan geri kalmıyordu. Bu ani dokunuş elbette Kame’nin irkilmesine ve sandalyenin kontrolünü kaybetmesine neden oldu. Sandalye bir spin attı.

” Kame! “

” Akanishi! “

” Kame-chan! “

” Jin! “

Arkadaşlarının panik içindeki bağırışları koridorların duvarlarında yankılandı ama onlar sandalyenin kontrolsüzce kazandığı hız yüzünden onları artık göremiyorlardı. Jin korkuyla Kame’ye daha da sıkı sarıldı. Vücutları birbirlerine bastırıldı. ” Kame dikkat et! ” Zorlukla da olsa sandalyenin kontrolünü kazanan Kame fren sistemi sayesinde yavaşlamayı becerdiğinde bile Jin hala ona sarılmış durumdaydı. ” Ne oldu? Sen iyi misin Kame? ” Hiç de değil diye düşündü Kame. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki Jin’in de duyabileceğinden emindi. Jin’e yakınlığının üzerinde nasıl etkileri olduğundan asla bahsedemezdi. Bunun yerinde dudaklarını ısırdı. Sadece Jin’in omuzlarına dokunmasıyla kontrolünü kaybetmişti. Eğer kontrolünü geri kazanamasaydı duvara toslayabilirlerdi. Bu durum böyle devam ederse yakında Jin odaya her girdiğinde Kame camdan dışarı atlardı. ” Y-Yok bir şey. ” Kendini tamamen onları güvenle park alanına götürmeye odaklamaya çalıştı. ” Gerçekten mi? İstersen inebilirim- ” ” Hayır! ” Kame’nin eli hızla uçarak Jin’in sırtına yerleşti ve onu olduğu yerde tuttu.

Bu tamamen içgüdüsel bir hareketti. Kame’nin beyni hareketini yakaladığında hızla nefesini içine çekerek elini geri çekti. ” Ben… Yani… ” Kahretsin! ” Hey ikiniz iyi misiniz? ” Maru’nun sesi koridorun yukarısından geliyordu. Doğal olarak Kame arkadaşına bakmak için başını çevirdi ancak karşısına Jin’in boynu ve saç bukleleri çıktı. Jin hala ona sarılmış vaziyetteydi. Kame Jin’in burnuna çarpan kokusuyla donup kaldı. Tanrıya şükürler olsun ki bu sandalye hala hareket ederken olmamıştı. Başı dönmeye başlamıştı. ” Biz iyiyiz! ” Jin Maru’ya cevap verirken rahatsızdı. Kame’yi daha önce hiç tekerlekli sandalyesini bu kadar sakarca kullanırken görmemişti. Bir kez bile. ” Kame? ” Bir iç geçiriş… Yumuşak ve nemli bir şey boyluna hafifçe dokundu. O kadar hafifti ki bir an vardı bir an sonra yoktu. Jin kımıldamaya cesaret edemeyerek öylece kalmıştı. Nazik bile olsa en ufak hareketinin Kame’yi korkutacağının farkındaydı. Kame’nin sıcak nefeslerini teninde hissedebiliyordu. Bilinçsizce bedenini biraz daha Kame’nin göğsüne doğru bastırdı. Bir an sonra ise ne yaptığını fark ederek hızla geri çekildi. Kame’nin aynı şaşkınlıktaki gözlerine kocaman açılmış gözleriyle baktı.

” Kazuya? “

Kame irkildi. Jin’in ağzından adını duymak uzun zaman önce gömdüğü duyguların yeniden yüzeye çıkmalarına neden olmuştu. ” Özür dilerim. ” Başını eğdi, gözlerini Jin’den kaçırdı. Sesi titriyordu. Sırtından akan soğuk tere karşın dudakları yanıyordu. ” Tanrım Jin özür dilerim. Özür dilerim. Neden böyle oldu bilmiyorum. Kahretsin! ” Her şeyin yeniden kötü olmasını istemiyordu. ” Arabaya gidelim. ” ” Ama… ” Jin başını iki yana salladı. Bu konuşmayı burada yapmayacaklardı. Şimdi değil. Kesinlikle Kame baştan aşağı titrerken ve kendisinin bütün bedeni uyuşmuş, kalbi boğazında gümbürderken değil.

***********************************************************

Eve dönüş yolculuğu boyunca konuşmadılar hatta birbirlerine bakmadılar bile. Ortam çok gergin ve garipti. Kame yol boyunca zamanını kendine lanetler okuyarak geçirmişti. Belki de Johnny’yi arayarak teklifi kabul edemeyeceğini söylemeliydi. Geçmişte bir kez başarabildiği gibi bu kez de duygularını bastırabileceğini hiç sanmıyordu. Bazı şeyler bu kez çok farklıydı. Daha güçlüydü. Eskiden Jin’i umursamadığını düşünebilirdi. Şimdi ise asla yapamazdı. Elleri kucağında duruyor, sıkmaktan eklem yerleri bembeyaz olmuş haldeydiler. Kame bacaklarında zaman zaman hissettiği garip karıncalanmayı yeniden hisseder gibi oldu. Kendini çok kasıyor olmalıydı. Vücudunun bir kere daha kontrolünü kaybetmemesini umut etti.

Jin ise olan bitenleri düşünmüyordu. Düşünmek olayları büyütüyordu. Eğer düşünmek ve analiz etmek isteseydi daha iyi bir öğrenci olur, en azından liseyi bitirir, bir ofiste iş bulur ve hayatının geri kalanında takım elbise giyerdi. Sevimli bir eş bulup aile kurardı. Ama yapmamıştı ve şimdi Kamenashi Kazuya’ya takılı kalmıştı. Parka girdiklerinde arabadan inip tekerlekli sandalyeyi getirdi ve hemen kazayla da olsa Kame’yle temas etmemek için geri çekildi. Kame kendini ön koltuktan sandalyesine geçirirken Jin dişlerini sıkarak kendini uzanıp Kame’ye yardım etmekten alı koymaya çalıştı. Kame’nin ne kadar gururlu olduğunu biliyordu. Bu sadece onu kızdırırdı. Sessizlik içinde Kame’yi izledi. Kame sadece ona kapıyı açtığında hafifçe bir ” Teşekkür ederim. ” den başka bir şey söylememişti. Bunu Kame de yapabilirdi ama Jin daha yakındı. Kapıya varana kadar Jin kendini biraz geride tutarak yüz yüze gelinceye kadar Kame’nin korkmasına engel olmaya çalıştı. Çünkü biliyordu ki Kame çılgınca korkuyordu. Düşünmüş ve yeniden en ince ayrıntısına kadar olanları düşünmüştü ki bu sonuçta iyi bir şeyleri getirmeyecekti. Aslında bu Kame’nin suçu değildi. O her zaman böyle olmuştu. En ince detaylar üzerinde bile saatlerde düşünebilen biriydi.

Kapının kilidinin açıldığını duyunca Ran-chan kapıya koşmuş, Kame kapıyı açana kadar kapının ardından havlayıp durmuştu. Kame kapıyı açtı, sandalyesini içeri ittikten sonra eğilerek onu sabırsızlıkla bekleyen köpeğinin başını okşadı. Köpeğin sızlanmaları dinince kendine birkaç saniye daha verdi ve sonunda derin bir nefes alarak sandalyesinin jantlarını kavrayarak Jin’e doğru döndü. ” Bak Akanishi… ” Jin’in yüzüne bir kez baktığı anda Kame sustu. Jin Kame’nin yüzündeki seğirmeyi fark etmişti. Bir nefes aldıktan sonra Kame bir kez daha denedi. ” Jin daha önce olanlar…” Tedirginlikle dudaklarını yaladı. ” Daha önce… ” Jin’in nefesi kesildi. Gerçekten de olanları konuşacaklardı. Olanları hasıraltı edip hiç olmamış gibi davranmayacaklardı. Kame bakışlarını kaçırdı sonra yeniden ona baktı. ” Sadece… Sadece bilmeni isterim ki olanlar bir kez daha tekrarlanmayacak. Gerçekten bilmiyorum ne- ” Jin derin bir nefes aldı, kararlı iki adımla daireye girdikten sonra kapıyı kapattı.

” Ben biliyorum “

Kame senden hoşlanıyor.

Kame sandalyesini biraz geri iterek Jin’den uzaklaştı. ” Ryo bana söyledi. ” Kame gözle görünür bir şekilde yutkundu. Gözleri kocaman ve korku içindeydiler. Akanishi’nin arkadaşına çok fazla güvenmişti. ” Nishikido gerçekten de çenesini kapalı tutmayı öğrenmeli. ” diye mırıldandı Kame daha çok kendi kendine. Sonra Jin’in gözlerini üzerinde hissetti ve birden dünya kendi kilitli apartman dairesinin boyutuna küçülür gibi oldu. ” Özür dilerim Kazuya. ” Kame’nin gözleri kısa zaman içinde ikinci kez adını Jin’den duymanın şokuyla daha da irileştiler.

” Bunca zaman boyunca sen… Neden bir şey söylemedin? Biz bunun işlemesini sağlayabilirdik. Bilemiyorum… Bir şekilde bir şeyler yapabilirdik. “

Konuşmayı bırakmak dışında… Jin yeniden ona yaklaştığı için Kame çaresizce sandalyesini geriye itiyordu. Kurtulmalıydı, aradaki mesafeyi koruması ve Jin’den uzaklaşması gerekiyordu. Ancak tekerleklerinden biri bir şeye çarptı ve sıkıştı. Artık daha fazla gerileyemiyordu ama gözlerini de Jin’in üzerinden çekemiyordu çünkü ne yaptığını görmesi gerekiyordu. Jin’i görüşünden kaybedemezdi. Jin artık çok yakındı. Kame etrafından dolaşıp salonun özgür alanına bile gidemiyordu. ” Sana ne söyleyeceğim? Söyleyecek hiçbir şey yoktu. Nishikido’ya da söylememeliydim. ” Sonra Jin birden tam önündeydi. Ellerini sandalyenin kavrama yerlerine koyarak eğildi. Nefesi Kame’nin yüzüne çarptı. Jin çok yakındı.

” Kazuya dur. “

Kame irkildi. ” Nishikido sana her ne söylediyse hiç önemli değil. Hiç önemli değil Jin! “

” Benden hoşlandığını söyledi. Belki de hala hoşlanıyorsun. Bence hoşlanıyorsun. “

Jin bütün ağırlığıyla sandalyeye yaslandı, ona daha fazla eğilirken Kame’yle göz temasını bir an bile kaybetmedi. Böylece onun başka tarafa, güvenli bir yere bakarak kaçmasına engel oldu. ” Ve sen beni öptün! ” ” Sana söyledim önemli değil! ” Kame giderek daha çaresiz hale geliyordu. Jin çok yakındı, fazla yakındı. Kendisi dışında her şeyin yok olmasına neden olacak kadar yakındı.

” Senden özür diledim ve bir daha olmayacağını söyledim. Ve olmayacak da. “

Ancak oldu.

Jin’in dudakları yumuşakça Kame’nin dudaklarına bastırıldı.

Ve öylece kaldı.

Hareketsizce.

Bekledi.

Kame sonunda neler olup bittiğini, neler olacağını düşünmeyi bırakana kadar bekledi.

Kame’nin kirpikleri yanaklarında çırpındı. Kapanıp kapanmama arasında karar vermeye çalışıyor gibiydi. Bu Kame’nin uzun zamandır istediği ve korktuğu şeydi. Bir zamanlar Jin’le öpüşmeyi hayal etmişti ama gerçek çok korkutucuydu. Rüyalar asla gerçek olmazdı. Gözlerini kaldırdığında Jin’in de ona baktığını gördü ve sonunda bir kez olsun oluruna bırakmaya karar verdi, gözlerini kapadı. Belki de bugün imkansız şeylerin gerçek olduğu bir gündü. Sonuçta KAT-TUN a geri dönmüştü ve Akanishi Jin –sonunda- onu öpmüştü. Öpücük yavaş ve nazik bir şekilde başladı. Sadece dudaklar üzerinde dudaklar. Jin itmiyordu ve Kame’nin bir parçası da kendini tutuyordu. Jin hala sandalyeyi tutuyordu. Dudakları dışında Kame’ye dokunan tek bir vücut parçası yoktu. Kame ise ellerini hareket dahi ettiremiyordu.

Kame her zaman çok çalışmayı ve elde edebildiği küçük başarılarla mutlu olmayı amaçlamıştı. Ayakları her zaman yere basmış, imkânsız hayaller kurmamaya çalışmıştı. Bu kez Kame her şeyi istiyordu. Her şeyi. Dilinin Jin’in kapalı dudaklarına hafifçe dokunmasına izin verdi. Mesaj belki belirsiz ve yeterince güvenli değildi ama Jin anlamıştı. Bu kez Kame’nin onu itmeyeceğinden ve ne yaptıklarını sorgulamayacağından emin bir şekilde daha fazla basıyla Kame’nin dudaklarını kavradı hatta açılmalarını sağladı. Dili Kame’nin dilini karşıladı, öpücük ilerledi, derinleşti. İkisi de cesaretli ve diğerinin izin verdiği yere kadar gitmeye kararlıydılar. Öpücük kontrolünü kaybettiği ve iyice derileştiğinde geri çekildiler zira nefes almayı unutacak hale gelmişlerdi. Kame’nin elleri bir şekilde yeniden güçlerini buldular, birini kaldırarak Jin’in tişörtünün önünü kavradı. Gözleri karmakarışıktı ama duyduğu ihtiyaçtan kararmıştı.

” Daha… “

Jin’in elleri sandalyeyi daha sıkı kavradı. ” Bunu yıllar önce yapmalıydık. ” Gülüşü gergin, beyni bomboştu. Tek odağı Kame’nin aralık, pembe ve titrek dudaklarıydı. ” Sadece o zaman sen istemezdin. ” Kame dudaklarını ısırdı. Bu sadece Jin’in dikkatinin alt dudağına çekilmesine neden olmuştu. ” Şimdi bile… Neden bunu yapıyorsun? ” Kame yeniden düşünüyordu. Kötü olasılıklar dahil olmak üzere. ” Sen erkeklerden hoşlanmıyorsun bile değil mi? ” ” Senden hoşlanıyorum. ” Jin sadece omuz silkti. ” Ve giderek daha da fazla hoşlanmaya başlıyorum. ” Jin bir kez daha Kame’nin dudaklarını kavradı ancak bu kez en başında baskıyı kurmuştu. Çoktan Kame’nin dudaklarının altında çıkardığı küçük seslerden hoşlanmıştı. O seslerden daha çok duymak istiyordu. Eğer Kame’nin vücudunun kalanı da dudaklarının tadı gibiyse Jin yaptıklarından asla pişman olmayacaktı. Yakında içinde bulundukları durum rahatsız edici olmaya başlamıştı. Çünkü konumları birbirlerine yeterince özgür bir şekilde dokunmalarında izin vermiyordu. Jin homurdanarak geri çekildi ve Kame’yi baştan aşağı süzdü. ” Ne-? ” Kame daha sorusunu bitiremeden Jin’in kolları etrafına dolandı ve onu sandalyeden kaldırdı.

Kame içgüdüsel olarak kollarını Jin’in boynuna dolamıştı. Yere düşmesine engel olan tek şey Jin’in vücudunun etrafındaki kollarıydı. Hissiz bacakları öylece sallanıyordu. Kame yüzünü Jin’in boynuna gömerek umutsuzca utanmamaya çalıştı. Bu gibi nadir zamanlarda durumundan nefret ediyordu. Çaresizliğinden… Jin çok dert ediyormuş gibi görünmüyordu. Onu dikkatle evin içinde taşırken Ran-chan merakla masanın altına saklanmıştı. Jin ağzını açıp Kame’ye korkmamasını, onu asla düşürmeyeceğini söylemek istedi ama Kame’nin kalçası kazayla kasıklarına çarptığında ağzından sadece bir inleme döküldü. Kame’nin de nefesleri hızlanmıştı. Jin Kame’yi yatağa bıraktı ve bir sonraki an üzerine uzanarak yeniden onu öpmeye başladı. Sonunda ellerini özgürce diğerinin saçlarının içinden geçirebilmişti. Kame başını kaldırarak yeni öpücükleri çağırırken elleri omuzlarındaydı.

Tişörtlerinden kurtulmak için birbirlerine yardım ettiler. Bu Jin için yepyeni bir aşamaydı. Kame’nin boynuna nazik öpücükler bırakırken Kame’nin elleri saçlarının içine girdi. Her öpücük, her yalama, ısırma o sessiz inlemeleri ve mırıltıya benzer sesleri beraberinde getiriyordu ve Jin bunlara doyamıyordu. Birini öpmek yeni bir şey değildi ama bir başkasının pantolonunun içinde büyüyen sertliğe sürtünmek ve bilinçsizce bu hareketi tekrarlamak Jin için yepyeni bir deneyimdi. Jin yeniden kalçalarıyla hareketi tekrarladı çünkü yeni veya değil o anda umursadığı tek şek yakıcı arzunun giderek güçlenmesiydi. Kame’nin elleri her yerdeydi. Kollarında ve sırtında aşağı yukarı dolaşıyorlar, saçlarına geri dönüyorlardı. Bedeninin izin verdiği ölçüde öpücüklerine karşılık vermeye çalışıyordu. Belki kırılmış vücudu Jin’in bacaklarının arasına yerleşmesi için izin veremiyordu ama Kame hala her şeyi hissedebiliyordu. Vücudu işbirliği yapamasa da Kame’nin zihni her zevki hissedebiliyordu. Vücudu o anda aşırı derecede hassastı. Her öpücüğü, her göğsünde ve belinde dolaşan parmağı hissedebiliyordu. Jin’in dudakları göğüs uçlarından birine kapandığında ve emdiğinde de hissetmişti.

” J-Jin… Bekle…”

Adını duyduğunda Jin Kame’nin sertleşmiş ve pembeleşmiş göğüs ucuna son bir öpücük daha bırakıp başını kaldırdı. Kame’nin çaresiz, kızarmış ve güzel yüzüne baktı. Yukarı uzanarak yeniden Kame’yi öptü. ” Artık ellerime engel olmayacağım tamam mı? ” Eli Kame’nin pürüzsüz cildinde göğsünden beline doğru kaydı, göğüs uçlarına hafifçe dokunduğunda Kame’nin vücudundan geçen titremeyi hissetti. ” Kim sana olmanı söyledi ki? ” Kame’nin de gözleri karardı. Yanarak. Eğer Jin zaten o anda zaten sert olmasaydı Kame’nin ona bakış şekliyle o anda sertleşirdi. Gerçekten de bunu yıllar önce yapmalıydılar. Jin o anda geçmişte Kame’yle ikisini birlikte düşünmenin ona o kadar da garip gelmediğini fark etti. Bir kere arkadaş olmuşlardı, sonra zamanın bir yerinde birbirlerini kaybetmişler, sonra yolları garip ve değişik bir şekilde yeniden birleşmişti. Şimdi birer yetişkinlerdi. Jin inledi. Kame’nin elleri kemeriyle uğraşırken o da Kame’nin kemerine uzandı. Sonra sıcak bir avucun sertliğini kavradığını hissetti. Jin o anda, Kame’nin elini erkekliğinde hissettiğinde ona daha yakın olma istediğine zorlukla gem vurabildi.

Kalbi göğüs kafesinde çarparak Kame’nin yüzüne baktı. O anda dünya üzerinde Kame’den daha güzel bir şey olduğunu düşünemiyordu. Tamamen kızarmış, terden ıslanmış saç telleri arasından arzudan kararmış gözleriyle ona bakan bir Kame muhteşemdi. İkisinin de elleri birbirinin pantolonun içinde, elleri birbirlerini taklit edercesine hareket ediyordu. Jin gözlerini Kame’nin gözlerinden ayırmadı. Hissettiği her şeyi görmesini istiyordu. Her titremeyi, her zevk dalgasını, her çaresiz itişi, ona olan ihtiyacını, gözlerindeki parıltıyı, her şeyi Kame’yle paylaşmak istiyordu. Eli Kame’nin sertliğinde hareket ediyordu ama Jin’in Kame’nin her vuruşuna kalçalarıyla karşılık verebilmesi gibi basit bir tepkiyi Kame veremiyordu, Jin bunun çok sinir bozucu olabileceğini düşündü. Kame’nin yine kendini çaresizliğinde kaybetmesine engel olmak istedi. Yeniden onun güzel dudaklarını kavradı ve uzun, tutkulu bir öpücükle dikkatini dağıttı. Kame serbest eliyle onu kendine çekerek öpücükte kayboldu. Sonunda zirveye ulaştıklarında ikisi de titriyordu.

Jin Kame’nin yanına uzanarak nefeslerini düzene sokmaya çalıştı. Yatağın yanındaki komodinin üzerinde bulunan ıslak mendil kutusundan birkaç tane alıp hem kendi elini hem de Kame’ninkini temizledi. Kame’nin yüzü yeniden utançla kızarmıştı. ” Yeniden gururuna yenik düşmeyeceksin değil mi? ” Jin gülerek mendilleri çöp kovasına attı ve Kame’nin yanına rahat bir şekilde uzandı. Bedenleri hala alev alevdi, göğüsleri hala hızlı nefeslerle inip kalkıyordu. Pantolonları kalçalarının yarısına kadar inikti. ” Bunun için biraz geç… ” Kame eliyle yüzünü kapatarak utangaçlığını gizlemeye çalıştı. ” Sadece… Vücudum artık gerektiği gibi çalışmıyor. ” Kelimeler neredeyse sessizdi ama Jin duymuştu. ” Neden bahsediyorsun? Benim gördüğüm kadarıyla her şey mükemmel bir şekilde çalışıyor. Mesela bunu yaptığımda… ” Jin eğilerek Kame’nin omzunu öptü ve teninin titremesini hissetti. ” Ya da bunu yaptığımda… ” Eğilerek küçük göğüs uçlarından birini ağzına alarak sevimli bir inleme kazandı. ” Yüzde yüz eminim ki bunu yaptığımda da hiçbir problem olmayacak. ” Jin’in dili arkasında ıslak bir iz bırakarak göbeğine kaydı ve hafifçe göbek deliğini dürttü. Kame başını geriye atarak inledi. Jin’in her hareketi vücuduna o tanıdık ateşi geri getiriyordu.

” Demek istediğim o değil… “

Kaza ondan pek çok şeyi almıştı ama sertleşme yetisini alamamıştı. Yine de orgazm gibi önemli bir hedefe ulaşabilmesi için her şeyin kafasının içinde olup bitmesi gerekiyordu çünkü vücudu gereken tepkileri veremiyordu. Bu normal bir insanın anlayabileceği bir şey değildi. ” Shhh… ” Jin yeniden yukarı çıkıp çenesini öptü. ” Zevk aldın değil mi? ” Kame onaylayınca onu öperek ödüllendirdi. ” İşte önemli olan tek şey bu. Düşünmeyi bırak ve her şeyi garip hale getirme çünkü değil. ” O zaman Kame tereddütle elini yüzünden çekti. Jin ona gülümsüyordu. Sonunda Kame sakinleşip rahatladığında Jin de rahatça yanına uzandı. Kame onun elini göğsünde hissedebiliyordu. Hareket etmiyor, sadece orada duruyor ve Kame’nin varlığını hissediyordu. Kame beyaz tavana baktı. ” Biliyor musun? Eğer zamanda geri gidebilseydim Dream Boys’u yeniden yapmayı kabul etmezdim. ” Jin gerildi. Kame’nin böyle şeyler düşünmesi anlaşılabilir durumdu aslında düşünmese garip kaçardı. ” Eğer ” bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktü. Jin bunu kendisinden biliyordu.

” Ve yeniden yürüyebilirdin. Ancak ben burada olmazdım. Amerika’daki kariyerime devam ediyor olurdum. Rüyamı takip ederdim. “

Jin şimdi Amerika’yı hiç de rüyası olarak görmüyordu. Orada yalnız ve tek olmak… Kame’siz olmak… ” Biz burada olmazdık. ” Kame’nin eli kalkarak kendisininkini kavradı. ” Hayır olmazdık. ” Parmakları doğal bir şekilde birbirine geçerek birleştiler. ” Ama ben mutlaka bir yolunu bulurdum. Biz eninde sonunda şu anda bulunduğumuz konuma gelirdik. ” Kame’nin sözlerindeki kesinlik Jin’in meraklanmasına neden oldu. ” Gerçekten mi? ” Kame sonunda yüzünü ona çevirdi ve onayladı. ” Bunu ne kadar uzun zamandır istediğimi bilemezsin. Ve birisi bana kendi geleceğimizi kendimizin yaratabileceğini söyledi. ” Kame ona parlak bir gülümseme gönderirken ” Sadece biraz daha inatçı olmam gerekiyor. ” dedi. ” Ya da daha fazla akıllı. ” Jin de ona sırıttı. ” Sana bunu söyleyen adam gibi. ” ” Ya da daha fazla saf olmam gerekiyordur bana bunları söyleyen adam gibi… ” Jin ellerini kaldırdı ve Kame’nin elini öptü.

” Belki de geleceğin savaşmaya değer olduğunu bilen adam gibi olman yeterlidir. “

*************************************************************

Kameralar dönmeye başladı. Bu KAT-TUN un yeniden 6 kişilik bir grup olarak katılacağı ilk müzik programıydı. Music Station yapımcıları, kanal ve Johnnys çok yüksek reyting beklentileri içindeydiler. İki hafta önce şirket bir basın toplantısı düzenleyerek grubun gelecek planlarını açıklamıştı. Kame o zaman çok gergindi. Ama şirket sözünü tutmuş, iki yıl önceki kaza ve şu anki durumu hakkında genel bir bilgi verip kimsenin detayları sormasına izin vermemişti. Meraklı bakışları üzerinde hissetse de herkes son derece profesyonel davranmıştı. Belki sadece Jin… Masanın altından Kame’nin elini tutup sıkmak pek ” profesyonel ” kavramına uymuyordu. Ona baktığında Jin de ona dönüp gülümsemişti. O zaman Kame biliyordu ki her şey yolunda gidecekti. Müzik introsu bitti ve sunucu lafa girdi.

” Bu geceki programımızın çok önemli konukları var. KAT-TUN beş yıl aradan sonra yeniden 6 kişilik bir grup olarak programımızın konukları olacak. Akanishi-kun solo kariyeri için yurtdışındaydı ve bu Japonya’ya geri dönerek yeniden gruba katıldı. Ve Kamenashi-kun… İki yıllık bir aradan sonra yeniden KAT-TUN un bir parçası. “

” Aynen öyle. ” Koki lafı devralarak söze başladı. ” Bundan sonra KAT-TUN u daha sık duyacaksınız. ” Nakamaru hemen onun lafının ertesinde lafa girerek ” Yarından itibaren her yerde KAT-TUN u göreceksiniz. ” diye devam etti. ” Konserler yeni singleın hemen ardından başlayacak. ” Sunucu ” Önünüzde pek çok iş var gibi görünüyor. Yeniden altı kişilik bir grup olmak nasıl bir duygu? ” diye sorduğunda Junno ” Bu harika bir his! ” diye cevap verdi. Kameraya parlak bir gülümseme göndermiş, gözleri küçülerek ince birer çizgi halini almıştı. ” Soyunma odalarının kalabalığını özlemiştim. ” Koki inleyerek gözlerini devirdi. ” Dostum bu özlenebilecek en son şey! ” Junno inatla ” Hayır bu en zevkli yanı! ” diye itiraz ettiğinde Koki onun omzunu dürtükleyerek ” Her zaman gürültülü ve dağınık oluyor. Bunun neresini özledin Taguchi? ” dediğinde herkesi güldürmüştü. Kame de grup arkadaşlarını eğlenen bakışlarla izliyordu.

” Kamenashi-kun sen yeniden 6 kişilik bir grup olma konusunda nasıl hissediyorsun? “

Kamera ona döndü ve aradan geçen birkaç yıldan sonra Kame ilk kez bir kameraya direkt olarak baktı. ” Zahmetli. ” Kalbi sakinleşmişti. Sonunda evindeydi. Geri dönmüştü. Diğerlerinin homurtularını ve itirazlarını duyunca güldü. ” Zahmetli ama aynı zamanda eğlenceli ve çok güzel. KAT-TUN her zaman farklı kişiliklere sahip üyelere sahip bir grup oldu. İşte bu KAT-TUN u benzersiz kılan en önemli özelliklerden biri. Bunun hala değişmediğini görünce KAT-TUN un hala farklı ve benzersiz bir grup olduğunu düşündüm. Ama bütün üyelerle baş edebilmek zahmetli olabiliyor. ” ” Peki ya sen Akanishi-kun? ” ” Kesinlikle zahmetli. ” Jin başıyla onaylarken bilinçli bir şekilde Kame’nin gönderdiği keskin bakışı görmezden gelmişti. Ueda’nın ” Neden yine Kamenashi’yi kopya ediyorsun? ” diye gülerek takılması herkesi yine güldürdü.

” Bir solo artist olduğunda hata yaptığın zaman bunu hareketlerinle veya sözlerinle telafi etmek zorundasın. Oysa bir grubun içindeysen bunu senin yerine yapabilecek olan dostların oluyor. “

” Bu nasıl zahmetli oluyor ki? “

Ueda’nın bir kaşını kaldırarak sorması üzerine Nakamaru da ona katıldı. ” Evet Akanishi anlayamıyorum bu nasıl zahmet verici oluyor? Bir grup olmak demek budur zaten, birbirimize yardım ederiz. ” Jin dudakların büktü. Gülümsemesini zorlukla bastırıyordu. ” Ama sonrasında hep sizin tarafından azarlanıyorum! Hata yaptığım zaman hiç kendi kendimi azarlamadım! ” Herkes yeniden gülme krizine girdi. Sunucu onların atışmalarına kısa sürede ayak uydurmuştu. ” Peki grubun içinde en çok hatalarını gözlemleyen kişi kim? ” Jin kısa bir süre düşünüp ” Ueda ” diye cevap verdi ve karşılığında başına bir şaplak yedi. ” Kame elbette! ” ” Doğru! ” Nakamaru da Ueda’ya katıldı. Koki de başıyla onaylayarak Jin’i başka bir şaplak yemekten kurtarmıştı. ” Kame hepimizi izler, her zaman tetiktedir. Zaten emir vermeyi çok sever. ” Kame hemen aceleyle kendini savundu. ” Bunu nedeni hepinizin zamanlamasının berbat olması! ” Yanakları yanıyordu ama dudaklarında kocaman bir gülümseme vardı. Seyirciler sohbetten ve ortamdan hoşnuttu. Sunucu yeni singledan bahsetmeye başladı.

” Frames… Kamenashi-kun sen Akanishi-kun tarafından hazırlanan bu şarkının arkasındaki isimsin değil mi? Onunla çalışmak nasıldı? “

” Zahmetli. “

Koki ” Yine başlamayın! ” diye itiraz ederken seyirciler kahkahalara boğulmuş, Kame neşeyle sırıtmıştı. Asırlardır hep grubuyla birlikteymiş gibi hissediyordu. ” Ama sonunda birlikte çalışmanın yolunu bulduk. ” Jin’in ona sırıttığından emindi. Bazı şeyleri ne kadar iyi çalıştırdıklarını sadece ikisi biliyordu. ” Frames ikimizin yoğun çalışmasının sonucu. KAT-TUN un uzun zaman sonra yayınladığı ilk single. Fanlar için de çok özel. Bizlere ve onlara geçmişimizi hatırlatıyor. Lütfen dikkatlice dinleyin. ” Sunucu Jin’e baktı. ” Akanishi-kun şarkının sözleri neyi anlatıyor? ” Jin ne kadar uğraşırsa uğraşsın gözleri eninde sonunda Kame’ye kayıyordu.

” Frames, hayatımızın bir bölümünde hafife aldığımız ve bu yüzden kaybettiğimiz şeylerle ilgili. Çünkü çok meşgulüz. Çünkü arada yanlış anlamalar var. Ve onları bir kez kaybettiğimizde bize geri dönmeleri için bazen yıllarca beklemek zorunda kalıyoruz. “

Kame bu sözleri dinlerken ve arkasındaki gerçek anlamları biliyor, anlıyorken yanaklarının kızardığını hissederek başını eğdi. Jin boğazını temizledi. ” Onlar bize geri dönüyorlar. Değişmiş bir şekilde. Ve biz de zaman içinde değişmiş oluyoruz. ” Ueda birden ” Saçın şimdi Amerika’dan döndüğünden daha kısa değil mi? ” diye sorarak ortamın ağır havasını birden dağıtıverdi. Jin içgüdüsel olarak elini saçlarına götürdü. ” Evet. ” ” Ve Taguchi yine sarışın. ” ” Gerçekten mi? ” Jin dönerek ona kocaman sırıtan Junno’yu sanki uzun zamandan beri ilk kez görüyormuş gibi inceledi. Junno ise kameraya en iyi açıdan poz vererek saçlarını sergilemekle meşguldü. Sunucu yeni bir atışma dalgasının gelmekte olduğunu hissederek kameranın dikkatini çekti ve KAT-TUN un performansını ilan etti.

*******************************************************

Rüyalarında Kazuya uçabiliyordu.

Bu bazen onu merak ve heyecan içinde yukarı bakarak izleyen kafalar içinde yüzmek gibiydi.

Diğer zamanlarda duyabildiği tek şey sesler, hissedebildiği tek şey ışıklardı.

Rüyalarında Kazuya yüksekten korkuyordu. Ama artık düşmekten korkmuyordu.

Çünkü artık ne kadar sert düşerse düşsün sonrasında sıcak ve yumuşak bir şeylerin geleceğini biliyordu.

******************************************************

” WE ARE KAT-TUN!!! “

Kame ses beyninde yankılanırken parlak ışıkların altında gözlerini kırpıştırdı. Çıktığı anda satılıp bitmiş Tokyo Dome konserlerinin ilk günündeydiler. Arkalarındaki devasa ekranda görüntüleri bütün domea ulaşıyordu. Jin doğal bir şekilde gelip elini omzuna koydu ve birlikte harmonize bir şekilde Real Face’i söylemeye başladılar. Fanlar coşmuştu. Jin belki daha küçük mekanlarda şarkı söyleyerek insanların yüzlerini görmeyi tercih etse de bu kadar büyük mekanlarda şarkı söylemenin de güzel yanları vardı. Mesela Kame’nin elinin de kendisininkini tutarak hafifçe sıkması gibi. Kame ile yeniden sahnede yan yana durduklarında Jin yeniden bencil olmak istedi. Sadece şarkı söylemek değil Kame’yle birlikte şarkı söylemeyi hissetmek istedi. Bu Jin’in dünyada asla değişmek istemediği bir şeydi.

Fanlar ikisinin adlarını bağırıyorlardı. Boğazları acıyana, sesleri kısılana dek. İkisinin birlikte oluşturduğu bu gücü kimse yenemezdi. Kame bunun inanılmaz güzel bir şey olduğunu düşünüyordu. Sonra aniden bir çekim hissetti. Gerginlik geri döndü. Elbette dönecekti. Aylar boyunca çektiği acı, rehabilitasyonun verdiği işkence, meydana gelen gelişmeleri önce ret etmek sonra kabullenmek… Kame yeni bir şey daha öğrenmişti. İnsan başına gelen kötü şeyleri kabullenmekte ne kadar zorlanıyorsa iyi şeyleri kabullenmekte de o kadar zorlanıyordu. Önce Jin hayatına fırtına gibi geri dönmüş ve kendisinden başka her şeyi silip götürmüştü. Jin’in elinin kendisininkini sıktığını hissederek ona baktı. Gözleri tıpkı yıllar önce olduğu gibi parlıyorlardı. O karanlık gözlerde kaybolmak o kadar kolaydı ki… Jin elini sıktı ve Kame vücudunun hafiflediğini hissetti.

İkisi hala sahnede duruyorlardı ama tekerlekli sandalyesi platformdan aşağı doğru yuvarlanıyordu. Ona artık ihtiyacı yoktu. Şimdi yan yana duruyorlardı, ayakta, elleri birbirinin elinde ve bu mucizeyi hayranlarıyla paylaşıyorlardı. Sesler tüm şehri uykusundan uyandıracak kadar güçlendi. Jin hala elini sımsıkı tutuyordu. Kame uyumuyordu, rüya görmüyordu. Uyanıktı. Jin’in elini tutuşundaki güven onu bir daha asla bırakmayacağını hissettiriyordu ve Kamenashi Kazuya uçuyordu…

*********************************************

Rüyalarında…

Hayır.

Kazuya’nın artık rüyalara ihtiyacı yoktu.

 

THE END.

SÖZCÜK: 6.500

HAYDİ BAKALIM PAMUK ELLER KLLAVYELERE!!!