RSS Besleme

Yazar Arşivi: darkangelhome

Akame Ficlerini Merak Edenler?

Bir açıklama yapmam gerektiğine karar verdim. Hala her hafta düzenli olarak gelip hikaye arayan ama bir zahmet halihazırda yayınlanmış olanlara yorum bırakmaya tenezzül etmeyenler için… Burada fic yayınlamayı bıraktım diye sakın ola artık AKAME fici yayınlamadığımı düşünmeyin arkadaşlar. Yayınlıyorum. Kendi forumunda birbirinden değişik hikayeler yayınlamaya devam ediyorum. Şimdiye dek yayınlanmış hikayelerden bazılarının tanıtımlarını yapmaya karar verdim. Böylelikle belki neler kaçırdığınızı fark eder, yorumlarınızı bırakmaya karar verirsiniz. Çünkü foruma üye olsanız bile hikayeler kilitli bölümlerde olduğu ve yorum bırakmamış olmanızdan dolayı şifreleriniz olmadığı için zaten okuyamayacaksınız.

Benim için sayımatikteki rakamlar asla önemli olmadı. Ben sadece kaliteli okuyucuya, kaliteli hikayeler sunmakla ilgilenirim. AKAME fandomu benim için çok özel ve okuyucularının da öyle olmasını istiyorum. Bu yüzden kapalı alana aldım. Fandom okuyucuları sadece iyi hikayeler okumakla ilgilenmiyorlar, her hikayenin bir öncekinden daha iyi olmasını da istiyorlar ve beklentilerini yükseltiyorlar ve dolayısıyla beni da daha iyi yazmaya teşvik ediyorlar. Her iki taraf da kazanıyor. Onların yorumları, eleştirileri ve istekleriyle ilhamım el verdiği sürece AKAME yazmaya devam edeceğim.

Hikayelerin tanıtımlarını da ben değil, onların yorumları yapacak. Final bölümlerine yapılan yorumlardan alıntılarla hikayelerin tanıtımlarını yapacağım. İstekli olanlar, ben de bu fandomun bir parçası olmak istiyorum diyenler, o halde pamuk eller klavyelere…


PALACE ROSE aka SARAYIN GÜLÜ- 14 BÖLÜM -

BAŞLANGIÇ Mayıs 2011- BİTİŞ EYLÜL 2011

TANITIM : Sarayı daldığı zevk ve sefa alemi yüzünden endişe içinde bırakan, ülkesini tanımaktan aciz bir prens, klanının intikamı için yemin etmiş bir samuray, entrakalar ağı…

OKUYUCUNUN FİNAL BÖLÜMÜNE GELEN İLK TEPKİLERİ

PS: Kelimesi kelimesine alıntılanmıştır.

Narkiz : Kendime gelemiyorum. Sarayın GÜlÜ, beni mahvetti. Böyle fic olamaz, belki de olmamalı. Neden…NEDEN??? Dark-chan senin bir dahi olduguna karar verdim. Dark-chan burada efsane yarattI, karakterleri de kurgu da o kadar zengindi ki galiba okuyucunun ruhuna kazındı hepsi. Saray’ın Gülü olan karakter bizi oyle bir büyüledi ki, kült statüsünde şu an. AKAME ficleri genelde cok çekici ve seksi oluyorlar ama, Saray’ın Gülünde çok samimi, onurlu ve fedakarlık dolu bir romantizm işlendi; galiba bizi tokat gibi çarpan özelliği de o.

Seaside : Şu anda… Saraydan geliyorum. İliklerime kadar ıslandım, gözüm çıkana kadar ağladım, dişlerim birbirize çarpıyor üşümekten. Müsadenizle kurulanmalı ve bir sıcak kahve alarak ısınmaya çalışmalıyım… Sarayın Gülü bambaşka. Dünya çok şey kaybediyor okuyamadığı için (ne kadar şanslı olduğumuzu siz düşünün. Dünya üzerindeki bütün dillere çevrilip yayınlanmalı ve dünyayı sarmalayan bir efsane olmalı bence Palace Rose. İnce ince, motif motif dokunmuş bir hikaye. Aşk, nefret, intikam, tutku, fedakarlık hiç böyle harmanlanıp kendine esir etmemişti bizi.

Nazenin : Kesinlikle farklı bir romantizm vardı. Pazar günü bölümü okuduktan sonra yorum yapabilmem için kendim gelmeyi bekledim. Uzun süredir bu kadar heyecanla bir hikaye beklememiştim; uzun süredir bir yazıyı bu kadar heyecanla okumamıştım. Dark bir efsane yarattı bu hikayeyle.

Gilda : Öncelikle teşekkürler,teşekkürler. Okuduğum en güzel hikayelerden biriydi, en fazla içine girdiğim buydu belki de. Kame karakterini de Jin karakterini de çok sevdim bu hikayede. Aralarındaki inanılmaz kimyayı da. En uzun, tutkulu, coşkulu, duygusal NC lerin yer aldığı hikayeydi ve bu yönüyle de hem fandomun hem de sitenin unutulmazları arasına şimdiden girdi demek yanlış olmaz.

Pixie : Gerçekten ne desem ne yapsam bu hikayeyi ne kadar çok sevdiðimi açıklayamam. O kadar ince işlemiş,o kadar güzel kurgulamışsın ki hayran kaldım yalnızca.Şimdi palace rose’un neden bir efsane olduðunu çok iyi anlıyorum.

1582 : D-Chan; bu güzel hikaye için tebrikler, teşekkürler Hiçbir bölümde sıkılmadım, bırakmak istemedim. Aksine her bölüm daha da içinde gibiydim hikayenin. Tarihi şeyler konusunda çok zor beğenirim ama tereddüt bile etmedim sonraki bölüme geçmek için. Ve evet artık Palace Rose sevgisinin ne olduğunu biliyorum. Herkes son derece haklıymış. Efsane olabilecek bir hikaye yazmışsın. Alkışlar, senin için

Milomania : Yorum yazmaya başlamadan önce bir süre bekledim. Parçayı açtım ve gözlerimi yumdum. Finalin etkisini üzerimden tamamen atmadan ama sakinleşip iki kelimeyi birleştirerek cümle kurma yetisine tekrar kavuşacak kadar bekledim işte. Böyle bir fic kırk yılda bir gelir! Muhteşemdi.Tek kelimeyle muhteşem!!

I Will Be Waiting For You…Always – 4 BÖLÜM –

BAŞLANGIÇ 4 MART 2012 – BİTİŞ MART 25 2012

TANITIM : Fakir bir köylü çocuğu olan Jin ailesi tarafından bir Lord’un oğluna arkadaşlık etmesi için satıldığında çocuktan nefret eder. Ta ki onunla tanışana kadar…

Narkiz : Ssshhhh… sessizlik istiyorum.

Seaside : bu neydi şimdi… nasıl ya… çok hazırlıksız yakalandım final yazısını görmediğim için… aktı gitti gözümden… aptal aptal monitöre bakıyorum… müsaadenle biraz toparlanmam lazım… komawo sensei *minnetle bakar*

Gilda : Mesaj sayısını görünce, herkes cevap yazabilmiş, bir ben mi şok oldum ya demiştim ki, herkes zaten şokunu dökmüş satırlara …. Ben şok oldum diye yazamayacak kadar şok olmuþum anlaşılan.

Nazenin : Bu hikaye benim aklımdan kolay kolay çıkmayacak…

pixie : Böyle bir finale nasıl yorum yapılır onu düşünüyorum deminden beri fakat bulamadım. Çünkü gerçekten harika bir final olmuş.

WALLS – 6 BÖLÜM – BAŞLANGIÇ NİSAN 2011 – BİTİŞ MAYIS 22 2011

TANITIM : İki komşu… Biri kadınların diğeri erkeklerin vazgeçemediği iki playboy… Ve çok çoooook ince duvarlar…

Narkiz : Encore! Encore! Muhtesem! Buna bir SPECIAL isteriz!

Gilda : İnanılmazsın! Çok kötü ters köşeye yatırdın bizi. kesinlikle tahmin edemezdim.

Nazenin : dark ellerine sağlık hikaye de sonu da muhteşemdi. ya böyle güzel hikayeler bitiyor ya. kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim.

İsabellalily : yazdığın en baþarılı ficlerden biri olduğunu söylemek istiyorum, her şeyiyle; karakter, uyum, konu, geçişler, konuşmalar, bazı gizli saklı durumlarla hepsiyle beraber muhteşemdi. zaten AKAME olarak özel bir yetenek diyorum ben sana!!!

Akiiwasaki : Ağladım bu bölümü okurken. Halada gözlerim kızarık þekilde yorumumu yazmaya çalışıyorum. AKAMEnin yine özel bir çift olduğunu bu finalden sonra yine daha güzel bir şekilde anladım.

Blidness – ONE SHOT – YAYINLANMA TARİHİ ŞUBAT 2011

KONU : Hayata ve aşka kör olmayanların hikayesi…

Narkiz : Shock oldum bu yazidan. Defalarca okudum ve yaklasik bir hafta uzerinde dusundum.Bu one shot cok basarili oldu gercekten. Uzun sure etkisinden kurtulamayacagim galiba. AKAME’ye bakis acim yeni bir boyut kazandi sanirim.

pgmpfdk : Hikaye dramatik değildi,oldukça doğal, sürükleyici, eğlenceli, Kame’yi sevdiren, Jin’e hayran bırakan bir hikaye idi.

Gilda : Bu beklenmedik bir hikayeydi. Kurgusu tek bölüm için çok ustaca tasarlanmış, bir çırpıda okunan etkileyici bir hikaye.

Eveeeeettt bunların haricinde başka hikayeler de sizleri forumda bekliyor. Hepsini ayrı ayrı tanıtmaya kalksam bir fic uzunluğunda yazı çıkar ortaya :D Siz en iyisi mi düşünüp karar verin ;)

AKAME FİSKOS FİSKOS – 5

Uzun zamandır fiskos mesajları atmıyordum ama Jin de uzun zamandır ülkesinde değildi. Neyse ki hem yeni yılda ailesiyle olmak hem de çıkardığı yeni singleının tanıtımını yapmak için kısa bir süre için de olsa ülkesine döndü de dedikodu kazanını kaynatmayı başardı :D Geçen sene bu zamanlarda da aynı şekilde ülkesine gelmiş, orada burada Kame ile görülmüştü. Bu sene de bu rutin değişmedi.

İlk dedikodu BEST ARTIST programının bitişinde bazı fanlar Kame’nin diğer üyelerin bindiği vana binmeyerek başka bir araca ilerlediğini ve bindiğini görmüşler. Aracın içindeki kişi de Jin’miş. Kısa bir süre konuştuktan sonra aynı araçla oradan ayrılmışlar. Geçen sene de Jin Best Artist sonrasında Kame’yi içki sofrasında ziyaret ettiği hatta ona katıldığı iddia edilmişti. Keramet Best Artist programında mıdır denir anlamadım ki ben :D

İkinci dedikodumuz da bir alışveriş merkezinde görüldüklerine dair. Birlikte bir teknoloji mağazasını gezip bazı şeyler alıyorlar, Kame bir fotokopi makinesini incelerken Jin kasaya gidip hesabı hallediyor, işlemi bittikten sonra da dönüp ” Kame! Kame! ” diye seslenip Kame’yi çağırıyor ve yine birlikte oradan ayrılıyorlar. Zaten bu dedikodularda hep bir şey dikkatimi çekmiştir benim, Jin gibi cimrilikte rakip tanımayan biri söz konusu Kame olduğunda nasıl de kesenin ağzını açıyor ama :D Yemekte görülürler hesabı Jin öder, kahve alırken görülürler hesabı Jin öder, dergi alırken yakalanırlar hesabı Jin öder, markette görüntülenirler hesabı Jin öder. :D

 

 

Üçüncü dedikodumuzu çıkaran ise Kame’nin Youkai Ningen Bem dizisindeki rol arkadaşı Fuku-kun. Bir dergi ropunda ufaklığın yumurtladığı hadise şu,

‘Kamenashi san is very nice. He made monjyayaki (*a pancake like food) for me, and the 3 of us also made tarako spaghetti together. He sent my drawing to America and made me a stuffed animal, I will surely treasure it. At the end of the 4th episode where we all held hands, I had to call him ‘Papa’ and now from time to time I call him that. (laugh) With the two of them, I really feel like they are my otou-san and okaa-san.’

Boşuna çocuktan al haberi dememişler. Kame’nin Fuku-kun’un çizimini Amerika’da kime göndermiş olabileceğini tahmin bile edemiyorum yane :D

Zaten Jin’in ” Test Drive ” ı sonrasında gelen KAT-TUN un ” Star Rider ” ı bir sürü teoriye neden oldu. İlk önce albümün 8 Kasım da yani AKAME nin yıl dönümünde piyasaya sürülmesi ardından KAT-TUN un Star Rider’la coşması akıllara hemen şu ropu getirmişti,

‘Give me a test drive, so I can take you for a ride after midnight’

Test drive lyrics

January 2004 Myojo Akame Mail Exchange Session:

- Driving License.
The text:
Jin has his driving license, congrats!
Has Jin drives Kame out to anywhere?
I have reached the age of being able to get a driving license, thinking of going to learn driving next month.
I will work hard, it will be great if I can go for a ride.

K: Do your best!
A: Do your best!
K: Did we ….. go anywhere?
A: We have gone somewhere!
K: ….. Seriously speaking, it should not be going where, but just the 2 of us going for a ride.
A: We went for a ride!!
K: That was really enjoyable.
A: Having a night ride is really interesting! But must be careful since there are many road problems at night.

Haha ” Give me a Test Drive ” ve ” I’m a Star Rider ” ancak bu kadar iyi örtüşebilirdi yani :D

KAT-TUN un yeni TV programında hayranların dikkatini çeken bir detay oldu, üyelerin hepsi program formatına uygun olarak tulum giyiyorlar ama bu tulumlar her üye için farklı hazırlanmış. Kame’ninkini incelendiklerinde üzerindeki boya deseninin kırmızı olduğu ve diğer üyelerden farklı olarak kalbinin üzerine gelen işlemede Amerika deseninin üzerinde zafer işareti olduğunu fark etmişler. Kırmızı + Amerika biz AKAME ciler için sadece tek bir anlama geliyor elbette, Akanishi Jin :D

Son olarak Jin’in canlı chat programı başlamadan önce ekranda akan mesajları seyrettiği bir resim düştü nete. Hayranların hemen dikkatini çeken şey Jin’in böylesine tatlı bir şekilde gülümseyerek izlediği mesajlardaki AKAME istekleri, soruları elbette :)

MIRACLE – AKAME

MIRACLE – AKAME

REYTING: R (SAFE Herkes Okuyabilir)

FİCİMİZİN SOUNDTRACKI

KAT-TUN – UEDA TATSUYA SOLO – Love in Snow

**************************************

Aşırı sıcak ve kalabalık partiden bir an önce kurtulmak istiyordu. Kadeh uzatan herkesle kadeh tokuşturmak ve birer yudum almaktan neredeyse sarhoş olacaktı. İnsan havuzunda kendine zorlukla yol açarak dışarı çıkmayı başardı. Başını kaldırarak usul usul düşen kar tanelerine baktı ve derin bir nefesle soğuk ama temiz havayı içine çekti. Tokyo’ nun pırıl pırıl ışıklarının altında uzanan şehir daha şimdiden kardan bir battaniyeyle örtülmüştü. Karı her zaman sevmişti. Çıtırdayan şöminenin ısıttığı evlerinde kendisi dışarıyı seyrederken onun sıcak çikolata yaparak yanına sokuluşunu, çenesini boynuna yerleştirerek üşüyormuş gibi ona sıkıca sarılışını hatırlıyordu. Kame üzerinde sadece takım elbisesi olmasına rağmen üşümüyordu. Bir elini ceketinin cebine atarak kırmızı kurdeleyle sarılmış bir zarf çıkardı. Bunu hazırlarken ne düşündüğünü kendisi de bilmiyordu. O kadar zaman ve olaydan sonra… Asla veremeyeceği tebrik zarfına baktı. Üzerine düşen kar tanelerini emen zarfın üzerinde minik lekeler belirmeye başlamıştı. Kame zarfı hemen cebine geri koydu. Dudaklarında hafif bir gülümsemeyle karın altında yürümeye başladı. Kendisine mi yoksa kaderine mi güldüğünü bilmiyordu.

**********************************

Kapının çıngıraklarının yankıları hala devam ederken dükkândan çıkan genç adamın adımları durakladı. Bakışlarını kaldırımı hafifçe örtmüş kardan yeryüzüne yağan binlerce yıldızmış gibi görünen karı seyretmek için göğe kaldırdı. Kesin oralarda bir yerde o da bunu yapıyordu. Karı severdi, onun karı sevmesini daha çok severdi. Güzel gözleri pırıl pırıl olur, pencerenin önüne sahibinin gelişini bekleyen minik bir köpek gibi tüneyerek bıkmadan saatlerce karı seyrederdi. Kendisi de yanında oturup kollarını ona dolar ama karı seyretmek yerine onun seyretmeyi tercih ederdi. Şimdiye dek bu dünyada ondan daha güzel bir şey görmediği için… Göremeyeceğini bildiği için… Görmek istemediği için…

Elini kaldırıp avucundaki küçük pakete baktı. Yıllar geçse de asla vazgeçemeyeceği bir alışkanlık, evde bir kenarda duran, sahibine teslim edilmemiş, terk edilmiş bir hüzünle raflara kalkmış diğer hediyelerin yanına gidecek bir başka hediye daha… Jin dudaklarına yerleşen bir gülümsemeyle küçük kutuyu cebine attı. Galiba arkadaşı Yamapi haklıydı. Onun gibi bir bakadan başka kim vermeyeceği hediyeler alırdı ki? Ellerini ceplerine tıkıştırdı ve sırf onu hatırlattığı için yağan karın altında yürümeye başladı.

******************************

Kaldırımlarda akan insan kalabalığı içinde ilerlerken onlardan biriydi. Binlerce kızın ve bir o kadar da erkeğin taptığı bir idol değil sadece biri… Çocuklarıyla neşe içinde yanından geçen ailelere, el ele tutuşup birbirlerine sokulmuş sevgililere, kendisini bekleyenlere yetişmek için acele edenlere baktı. Bazılarının da onun gibi bekleyeni yoktu, acelesi yoktu, yalnızlığını paylaşacağı, elini tutacağı biri yoktu. Onlar kendisi gibi ağır ağır ilerleyip imrenen gözlerle diğerlerine bakıyorlardı. Ne kadar çok ünün, ne kadar çok paran olursa olsun sahip olamayacağın, elinde tutamayacağın şeyler de vardı. Kaybetmek herkese mahsustu.

Kame yeni yıla saatler kala azalmaya başlayan trafiğin, giderek seyrekleşen insan kalabalığının içinde meydana doğru yürümeye devam etti. Binlerce insanın orada olacağını, yeni yılın ilk saniyelerine sevdiklerine sarılarak kutlayacaklarını biliyordu. Onların sevincinin üzüntüsünü biraz azaltacağını umarak meydana girdi. Devasa çam ağaçları ışıltılar saçıyordu. Meydanın her yerinde çakan minik şimşeklerden insanların yaşadıkları anı ölümsüzleştirdiklerini tahmin etmek hiç de zor değildi. Yeni yıla girerken ne dileyeceğini düşündü. Zaten herhangi bir insanın sahip olacağı her şeyden onda fazlası vardı. Sahip olamayacağı tek şey aşktı ve ona da bir dilekle kavuşamayacağını uzun zaman önce anlamıştı.

Meydanın diğer ucunda başına geçirdiği şapkanın altından kalabalığı inceleyen genç adam kendine neden buraya geldiğini sordu. Arkadaşları onu partilerine katılması için çağırıyorlardı, ailesi evde yeni yıla onlarla birlikte gireceğini umuyordu ama o burada tanımadığı binlerce insanın içindeydi. Daha önce tanışmamış ve bir daha birbirlerini görmeyecek ama birkaç dakika sonra birbirlerine sarılacak binlerce insan… Jin cebinde hediyesinin ağırlığıyla devasa çam ağaçlarına doğru yürümeye başladı. Belki bu sene sahipsiz hediyesi bir rafta unutulmazdı. Kimsesizler yurdunun yararı için kurulmuş ağaçların altına yüzlerce gönüllü hediyesi bırakılmıştı. Gerçi kendisinin aldığı bu hediye kimseye uymazdı ama en azından çok pahalıydı, parası işlerine yarardı.

Kame bakışları meydanın ortasındaki saat kulesinde çam ağaçlarına doğru yürümeye başladı. Sadece birkaç dakika sonra onsuz bir yılı daha geride bırakıp başka bir yıla girecekti. Yurtdışında çabayla geçen yıllar, başarısızlıkla sonuçlanan macera, ülkeye yapılan müthiş dönüş… Denemişti. Gerçekten denemişti. En azından bundan sonra kalbinde bu konuda şüpheler kalmamış olduğunu düşündü. Kame onun için, onun rüyalarının peşinde koşmasına izin verebilmek için sahip olduğu her şeyden vazgeçmişti. Hayatındaki mutluluktan, ona yaşadığını hissettiren her şeyden, ufacık bir dokunuşla kime ait olduğunu ona anlatan bedenden, kalbini ısıtan aşktan… Binlerce kez ona gitmeyi düşünmüş ama yapamamıştı. Ne diyebilirdi? Onu tekrar kendisini sevmeye nasıl ikna edebilirdi? Aralarında artık kilometreler, okyanuslar ve farklı diller yoktu belki ama çok daha büyük bir şey vardı, gurur.

Elini kaldırıp ceketinin üzerine, zarfın olduğu yere koydu. Duygularını kâğıda dökmek kolaydı ama sevdiğinin gözlerine bakıp söylemek, işte zor olan buydu. Kame çoğu kişinin kendini beğenmiş biri olduğunu düşündüklerini biliyordu. Bir kısmı gülümsemesinin sahte olduğunu, hareketlerinin yapmacık olduğunu, bencilliği yüzünden onu kaybetmelerine yol açtığını düşünüyorlardı. Oysa o kalbini öyle yüksek bir yere koymuştu ki artık ona kimse ulaşamazdı. Kalbini öyle derinlere saklamıştı ki artık onu kimse bulamazdı. Gözlerine bakınca ürküyorlardı, mücadele edemeyecekleri sarp kayalıklarla dolu bir yüreğe baktıklarını anladıkları için. Gülümsediğinde inciniyorlardı çünkü ondan başka kimse gülümsediğinde ne kadar acı çektiğini bu kadar iyi saklayamazdı.

Aşk mı? Sevmek mi? Bir daha kalbini kendisiyle birlikte alıp sonsuza dek kaybolacak bir başkasına vermek mi? Kame yutkundu. Cam kırıkları yutmuş gibi hissediyordu, bedenine, artık yüreğinden geriye ne kalmışsa enkazına batan… Ağlamıyor olması gözyaşı akıtmadığını göstermezdi. O ağlıyordu ama gözyaşları içine akıyordu. Yıllardır ağlıyordu, sonsuza dek ağlayacaktı. Kocaman çam ağacının altına vardığını fark edince düşüncelerinden sıyrılarak ışıltılı ağaca, dibinde birikmiş hediye yığınına baktı. Cebinden zarfı çıkardı ve bir süre baktıktan sonra eğilerek hediye yığınının üzerine bıraktı. Kartondan bir gemi yapıp nehre bırakmış gibi hissetmişti. Gemi uzaklaşıyor ve akıbeti bilinmiyordu ama artık akıntıda olduğunu bilmek bile ona yetiyordu. Dönüp yeni yılın ilk saniyelerini karşılamaya hazırlanan kalabalığa karıştı.

Jin elini cebine atarak kutuyu kavradı. Keşke cesareti olsaydı ve bunu ona verebilseydi. Bırakıp giderken sadece ” İstediğin gibi olsun… “ dan başka kelime etmemiş birine ne diyebilirdi? Neden benim için mücadele etmedin? Neden seni terk etmeme izin verdin? Neden benim yanımda mücadeleme ortak olmadın? Belki sen yanımda olsaydın… Hayır. Başarısızlığının yükünü onun omuzlarına atamazdı. Bunu hak etmiyordu. Hayatına onsuz devam edebildiği ve yıkılmadığı için onu suçlayamazdı. Yıllar boyu rüyalarını ve hayallerini dinlemişti. Ne istediğini ondan daha iyi kim bilebilirdi? Gideceğim dediğinde nasıl dur derdi? Demedi. Diyemedi.

Jin bunu şimdi anlıyordu en çok bu acıtıyordu kalbini. Kalmasını istediği halde gitmesine izin verdiğini bilmek… Güzel gözlerine yerleşen acıyı, dudaklarının titreyişini, omuzlarını dikleştirerek dönüşünü ve gidişini hatırlıyordu. Hayatı boyunca en çok o gün ona sarılmak istemişti, en çok o gün onu öpmek istemişti, en çok o gün kokusunu içine çekmek istemişti. En çok o gün yalnız kalmıştı.

Çam ağacının altına vardığında yüreği her zamankinden ağır, her zamankinden pişman ve çaresizdi. Cebinden hediyesini çıkardı. Gitmeden önce bile sormak istediği soruyu hala sormak istiyordu. Ona kaç tane yüzük aldığını kendisi de bilmiyordu. Eğer sorsaydı ne cevap verirdi? Jin içini çekerek kutuyu diğer hediye kutularının üzerine bırakmak üzere eğildi. Kırmızı bir kurdeleyle bağlanmış bir zarfın üzerine bıraktı kutuyu. Elini çekerken gözü zarfın üzerindeki yazıya ilişince donup kaldı.” Jin’ e “ İsim değildi onu donduran, yazı stilini tanımıştı. Titreyen eliyle uzanıp kutusuyla birlikte zarfı aldı. Kutuyu cebine atıp zarfı yırtmaktan korkarak büyük bir dikkatle açtı. İçinden üçe katlanmış bir kâğıt çıktı. Onun küçük el yazısını hemen tanımıştı. Yüreği korku ve heyecanla çarparak kâğıdı açtı.

Sana ne yazmam gerektiğini bilmiyorum Jin. Oysa her zaman söyleyecek bir şeylerim olurdu. Beni kelimesiz bırakan tek kişi sensin. Keşke bir yolu olsaydı da kalbimi şu beyaz kâğıdın üzerine aktarabilseydim. O zaman çektiğim sancıları, yalnızlığımı, seni nasıl sevdiğimi anlar mıydın? Sen dünyanın bir ucunda ben diğer ucundayken çektiğim özlemi hisseder miydin? Eskiden sen benim aynamdın. Ben daha ne hissettiğimi anlayamadan beni anlayandın. Ben kötüyüm şimdi ve sanırım giderek daha kötü oluyorum. Kimseye açamıyorum ne kollarımı ne yüreğimi. Ardından öyle bir kilit vurdum ki anahtarını nereye koyduğumu silmişim hafızamdan.

Daha çok ağlıyorum. Sarhoşken ağlıyorum, yalnızken ağlıyorum, gülerken ağlıyorum. Senden geriye ne kaldıysa gömdüm yüreğime. Öylesine gömdüm ki yeniden çıkaramam. Tıpkı bir cam fanusta saklıyormuşum gibi seni saklıyorum kimsenin bulamayacağı kadar derinde. Seni unutmak istemiyorum. Seni unutmaya çalışıyorum. Kendi içimde çelişiyorum. Bırak hayal kırıklıkları geride kalsın sevgilim. Dibe vurmuş olsan ne yazar? Tekrar kazanırsın. Başın dik olsun dünyaya karşı kim senin gibi cesur olup ” Ben başarabilirim. ” diyerek yola çıkabilirdi? Denemeden başarılı veya başarısız olacağını kim bilebilirdi? Havaya konuşmak kolay sevgilim.

Her zamanki gibi bu zarfı da sana veremeyeceğimi biliyorum ama kendimi yazmaktan alı koyamıyorum. Hissettiğim her şeyi kelimelere dökmem mümkün değil. Belki sadece iki kelime yazıp göndersem sana bana geri döner miydin? Ülkene, ailene ve arkadaşlarına döndüğün gibi bir gün de bana geri döner miydin? Neden bana geri dönmedin Jin? Utandın mı? Korktun mu? Kızdın mı? Sence bunlar bana ” Tadaima ” dediğinde susmamı sağlar mıydı? Sen bir tek benim kalbime geri dönmedin Jin. Dönseydin sana verecek sadece iki kelimem olurdu. Seni seviyorum.

Yeni yıla sensiz girmek acıyı biraz daha köreltip, biraz daha hissizleşeceğim bir yıla daha girmek demek. Ateşin kenarında ısınmaya çalışan bir evsiz gibi başkalarının sevgilerini seyrederek avunmaya çalışacağım bir yılın daha başlangıcı olacak. Ama yine de mutlu yıllar sevgilim. En azından orada bir yerlerde bir zamanlar beni sevmiş biri olduğunu bileceğim.

K.K.

Görüntü daha da bulanıklaşınca Jin titreyen elini kaldırarak beceriksiz çabalarla gözyaşlarını sildi. Boğazında oluşmuş acı yumru yutkunmasına bile izin vermiyordu. Kame bunu ne zaman bırakmıştı? Başını kaldırıp meydana baktı. En üstte olduğuna göre belki de yeni bırakmıştı? Böyle bir mucizenin gerçekleşmiş olduğuna inanamıyordu. Kalbi sevgiden patlayacak kadar ısınmışken kalabalığa daldı. Tanıdığı, sevdiği o ufak figürü aradı gözleri. Saat kulesinden biri son dakikaya girildiğini anons edince telaşlandı. Geri sayımı bütün meydan aynı anda yapmaya başlamıştı.

50… 49… 48…

Kame koca saat kulesinin saniyelerinin akıp gitmesini seyrederken içini çekti.

31… 30… 29…

Jin nefes nefese iki kişinin arasından sıyrıldığında yağan kar tanelerinin altında, meydanın bütün ışıltısını sönük bırakan güzelliği gördü.

12… 11… 10…

Kame birileri ona sarılmasın diye birkaç adım atarak kalabalıktan geriye doğru çekildi.

3… 2… 1…

Ama biri onun bileğini kavrayarak çekti ve kendini birden sıcacık bir bedene yapışmış halde buldu. Bedenin sertliği, boyu ve onu kavrayışındaki güçten bir erkek olduğunu anlamıştı. Bir fanboyla uğraşacak halde değildi. Tam ağzını açmıştı ki ” Sana da mutlu yıllar sevgilim… ” diyen sesi duyarak dondu. Elleri bedeninin iki yanında kaskatı duruyordu. Onu belinden ve ensesinden kavrayarak kendine çekmiş beden için yaratılmış gibi uymuş, genç adamın sarılmasıyla bedenleri birleşmişti. Sonra kokusu geldi burnuna… Saçlarını okşayan şefkatli ve sevgi dolu dokunuşlarını hissetti. Göğüs kafesinden fırlayıp gitmek isteyen kalbiyle aynı ritimde atan kalbin çarpıntısını kendi göğsünde hissederken belirsizce bir adım daha atarak ona sokuldu.

- Jin?

Ağlıyordu. Sevinçten, belki umutsuzluktan belki de umutlandığı için… Jin patlayan konfetiler, yağan kar ve birbirlerine sarılan insanların çığlıkları arasında geri çekilip ona baktı. Her zaman güzeldi. Her zaman yüreğini titretecek kadar güzeldi. Onun güzeliydi. Elini kaldırıp yanaklarından süzülen gözyaşlarını sildi. ” Tadaima… “ Kame bu kadar gürültünün arasında bile onun fısıltısını duydu. Bu geri dönüştü. Bu uzatılan eldi. Bu düştüğü karanlık çukura tutulan bir fenerdi. Sonunda kalbini bulmuştu. Kollarını genç adamın boynuna dolayarak ” Okaeri… “ diye fısıldadı. Jin daha fazla dayanamayarak hasretini çektiği dudaklara eğildi. Çölün ortasında bulduğu bir su kaynağıymış gibi içti onu… Onu öptükçe damarlarındaki kan aktığını hatırlamaya başladı. Onu öptükçe nasır tutmuş kalbi çarptığını fark etmeye başladı. Onu öptükçe kendini tekrar buldu.

Jin geri çekilip onun hala inanmaya korkan gözlerine baktı. ” Kazuya… ” Cebinden kendi hediyesini çıkarıp elini eline aldı ve kutuyu yavaşça onun avucuna bıraktı. Kame gözlerini kırpıştırarak kutuya baktıktan sonra uzanıp kurdelesini tutup çekti. Elleri titriyordu. Hatta olduğu yerde sallanıyordu. Küçük kutunun kapağını içinde ne göreceğinden korkarak açtı. Kutu açılıp da içinden özenli bir işçilikle süslenmiş kalın bir altın yüzük çıkınca nefesi kesildi. Jin gözleri irileşen genç adamın elini eline aldı.

- Sana her sene bir yüzük alıyorum Kazu. Her doğum gününde ve her yeni yılda. Evde bir kuyumcu açacak kadar yüzük birikti ama ben sana bir türlü soramadım. Yeterince güçlü değildim, yetersizdim, eksiktim, korkaktım. Bana sen güç verdin, beni sen tamamladın, beni sen korkularımdan arındırdın. Hayata doğduğum gün değil seni sevdiğim gün başladım ben. İki gerçekliğim var dünya ve sen. Ama bütün dünyam da sen olduğun için başka hiçbir şeyim kalmıyor. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum. Seni sevmekten bir saniye bile vazgeçmedim. Yeterince acı çektik, yeterince başka insanları umursadık, yeterince dünya yüzünden endişelendik. Artık hiç birinin önemi yok. Sen beni sevdiğin ve ben de seni sevdiğim sürece başka neyin daha fazla önemi olabilir? Artık dünya ne düşünürmüş umurumda bile değil benim dünyam sen olduğuna göre senin ne istediğin benim için daha önemli. Kazuya… Benimle evlenir misin?

Kame ağlıyordu ama bu kez kesinlikle sevinçten ağlıyordu. Kalbinin etrafındaki duvarlar çökerken sevdiği adamın ellerini tuttu. Konuşamayacak kadar heyecanlanmıştı ama zorlukla ” Hiç sormayacaksın sanmıştım. ” diyebildi. Jin yıllardır görmediği kocaman, mutlulukla dolu gülümsemesiyle onu kendine çekti. Kame mucizelere inanmazdı ama bu geceden sonra inanmaya başlayacaktı. İki insan koskoca şehirde aynı yere geliyor, birbirlerinden habersizce aynı amaçla hareket ederken binlerce insanın içinde birbirlerini bulabiliyorlarsa bu ancak mucize olabilirdi. Kame gözlerini kapatarak Jin’ in sarıldığı gibi sıkıca ona, sevdiğine, arkadaşına, eşine, mucizesine sarıldı.

THE END

SÖZCÜK : 2. 150

HADİ BAKALIM PAMUK ELLER KLAVYELERE!!!

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.