RSS Besleme

AKAME FİSKOS FİSKOS – 5

Uzun zamandır fiskos mesajları atmıyordum ama Jin de uzun zamandır ülkesinde değildi. Neyse ki hem yeni yılda ailesiyle olmak hem de çıkardığı yeni singleının tanıtımını yapmak için kısa bir süre için de olsa ülkesine döndü de dedikodu kazanını kaynatmayı başardı :D Geçen sene bu zamanlarda da aynı şekilde ülkesine gelmiş, orada burada Kame ile görülmüştü. Bu sene de bu rutin değişmedi.

İlk dedikodu BEST ARTIST programının bitişinde bazı fanlar Kame’nin diğer üyelerin bindiği vana binmeyerek başka bir araca ilerlediğini ve bindiğini görmüşler. Aracın içindeki kişi de Jin’miş. Kısa bir süre konuştuktan sonra aynı araçla oradan ayrılmışlar. Geçen sene de Jin Best Artist sonrasında Kame’yi içki sofrasında ziyaret ettiği hatta ona katıldığı iddia edilmişti. Keramet Best Artist programında mıdır denir anlamadım ki ben :D

İkinci dedikodumuz da bir alışveriş merkezinde görüldüklerine dair. Birlikte bir teknoloji mağazasını gezip bazı şeyler alıyorlar, Kame bir fotokopi makinesini incelerken Jin kasaya gidip hesabı hallediyor, işlemi bittikten sonra da dönüp ” Kame! Kame! ” diye seslenip Kame’yi çağırıyor ve yine birlikte oradan ayrılıyorlar. Zaten bu dedikodularda hep bir şey dikkatimi çekmiştir benim, Jin gibi cimrilikte rakip tanımayan biri söz konusu Kame olduğunda nasıl de kesenin ağzını açıyor ama :D Yemekte görülürler hesabı Jin öder, kahve alırken görülürler hesabı Jin öder, dergi alırken yakalanırlar hesabı Jin öder, markette görüntülenirler hesabı Jin öder. :D

 

 

Üçüncü dedikodumuzu çıkaran ise Kame’nin Youkai Ningen Bem dizisindeki rol arkadaşı Fuku-kun. Bir dergi ropunda ufaklığın yumurtladığı hadise şu,

‘Kamenashi san is very nice. He made monjyayaki (*a pancake like food) for me, and the 3 of us also made tarako spaghetti together. He sent my drawing to America and made me a stuffed animal, I will surely treasure it. At the end of the 4th episode where we all held hands, I had to call him ‘Papa’ and now from time to time I call him that. (laugh) With the two of them, I really feel like they are my otou-san and okaa-san.’

Boşuna çocuktan al haberi dememişler. Kame’nin Fuku-kun’un çizimini Amerika’da kime göndermiş olabileceğini tahmin bile edemiyorum yane :D

Zaten Jin’in ” Test Drive ” ı sonrasında gelen KAT-TUN un ” Star Rider ” ı bir sürü teoriye neden oldu. İlk önce albümün 8 Kasım da yani AKAME nin yıl dönümünde piyasaya sürülmesi ardından KAT-TUN un Star Rider’la coşması akıllara hemen şu ropu getirmişti,

‘Give me a test drive, so I can take you for a ride after midnight’

Test drive lyrics

January 2004 Myojo Akame Mail Exchange Session:

- Driving License.
The text:
Jin has his driving license, congrats!
Has Jin drives Kame out to anywhere?
I have reached the age of being able to get a driving license, thinking of going to learn driving next month.
I will work hard, it will be great if I can go for a ride.

K: Do your best!
A: Do your best!
K: Did we ….. go anywhere?
A: We have gone somewhere!
K: ….. Seriously speaking, it should not be going where, but just the 2 of us going for a ride.
A: We went for a ride!!
K: That was really enjoyable.
A: Having a night ride is really interesting! But must be careful since there are many road problems at night.

Haha ” Give me a Test Drive ” ve ” I’m a Star Rider ” ancak bu kadar iyi örtüşebilirdi yani :D

KAT-TUN un yeni TV programında hayranların dikkatini çeken bir detay oldu, üyelerin hepsi program formatına uygun olarak tulum giyiyorlar ama bu tulumlar her üye için farklı hazırlanmış. Kame’ninkini incelendiklerinde üzerindeki boya deseninin kırmızı olduğu ve diğer üyelerden farklı olarak kalbinin üzerine gelen işlemede Amerika deseninin üzerinde zafer işareti olduğunu fark etmişler. Kırmızı + Amerika biz AKAME ciler için sadece tek bir anlama geliyor elbette, Akanishi Jin :D

Son olarak Jin’in canlı chat programı başlamadan önce ekranda akan mesajları seyrettiği bir resim düştü nete. Hayranların hemen dikkatini çeken şey Jin’in böylesine tatlı bir şekilde gülümseyerek izlediği mesajlardaki AKAME istekleri, soruları elbette :)

MIRACLE – AKAME

MIRACLE – AKAME

REYTING: R (SAFE Herkes Okuyabilir)

FİCİMİZİN SOUNDTRACKI

KAT-TUN – UEDA TATSUYA SOLO – Love in Snow

**************************************

Aşırı sıcak ve kalabalık partiden bir an önce kurtulmak istiyordu. Kadeh uzatan herkesle kadeh tokuşturmak ve birer yudum almaktan neredeyse sarhoş olacaktı. İnsan havuzunda kendine zorlukla yol açarak dışarı çıkmayı başardı. Başını kaldırarak usul usul düşen kar tanelerine baktı ve derin bir nefesle soğuk ama temiz havayı içine çekti. Tokyo’ nun pırıl pırıl ışıklarının altında uzanan şehir daha şimdiden kardan bir battaniyeyle örtülmüştü. Karı her zaman sevmişti. Çıtırdayan şöminenin ısıttığı evlerinde kendisi dışarıyı seyrederken onun sıcak çikolata yaparak yanına sokuluşunu, çenesini boynuna yerleştirerek üşüyormuş gibi ona sıkıca sarılışını hatırlıyordu. Kame üzerinde sadece takım elbisesi olmasına rağmen üşümüyordu. Bir elini ceketinin cebine atarak kırmızı kurdeleyle sarılmış bir zarf çıkardı. Bunu hazırlarken ne düşündüğünü kendisi de bilmiyordu. O kadar zaman ve olaydan sonra… Asla veremeyeceği tebrik zarfına baktı. Üzerine düşen kar tanelerini emen zarfın üzerinde minik lekeler belirmeye başlamıştı. Kame zarfı hemen cebine geri koydu. Dudaklarında hafif bir gülümsemeyle karın altında yürümeye başladı. Kendisine mi yoksa kaderine mi güldüğünü bilmiyordu.

**********************************

Kapının çıngıraklarının yankıları hala devam ederken dükkândan çıkan genç adamın adımları durakladı. Bakışlarını kaldırımı hafifçe örtmüş kardan yeryüzüne yağan binlerce yıldızmış gibi görünen karı seyretmek için göğe kaldırdı. Kesin oralarda bir yerde o da bunu yapıyordu. Karı severdi, onun karı sevmesini daha çok severdi. Güzel gözleri pırıl pırıl olur, pencerenin önüne sahibinin gelişini bekleyen minik bir köpek gibi tüneyerek bıkmadan saatlerce karı seyrederdi. Kendisi de yanında oturup kollarını ona dolar ama karı seyretmek yerine onun seyretmeyi tercih ederdi. Şimdiye dek bu dünyada ondan daha güzel bir şey görmediği için… Göremeyeceğini bildiği için… Görmek istemediği için…

Elini kaldırıp avucundaki küçük pakete baktı. Yıllar geçse de asla vazgeçemeyeceği bir alışkanlık, evde bir kenarda duran, sahibine teslim edilmemiş, terk edilmiş bir hüzünle raflara kalkmış diğer hediyelerin yanına gidecek bir başka hediye daha… Jin dudaklarına yerleşen bir gülümsemeyle küçük kutuyu cebine attı. Galiba arkadaşı Yamapi haklıydı. Onun gibi bir bakadan başka kim vermeyeceği hediyeler alırdı ki? Ellerini ceplerine tıkıştırdı ve sırf onu hatırlattığı için yağan karın altında yürümeye başladı.

******************************

Kaldırımlarda akan insan kalabalığı içinde ilerlerken onlardan biriydi. Binlerce kızın ve bir o kadar da erkeğin taptığı bir idol değil sadece biri… Çocuklarıyla neşe içinde yanından geçen ailelere, el ele tutuşup birbirlerine sokulmuş sevgililere, kendisini bekleyenlere yetişmek için acele edenlere baktı. Bazılarının da onun gibi bekleyeni yoktu, acelesi yoktu, yalnızlığını paylaşacağı, elini tutacağı biri yoktu. Onlar kendisi gibi ağır ağır ilerleyip imrenen gözlerle diğerlerine bakıyorlardı. Ne kadar çok ünün, ne kadar çok paran olursa olsun sahip olamayacağın, elinde tutamayacağın şeyler de vardı. Kaybetmek herkese mahsustu.

Kame yeni yıla saatler kala azalmaya başlayan trafiğin, giderek seyrekleşen insan kalabalığının içinde meydana doğru yürümeye devam etti. Binlerce insanın orada olacağını, yeni yılın ilk saniyelerine sevdiklerine sarılarak kutlayacaklarını biliyordu. Onların sevincinin üzüntüsünü biraz azaltacağını umarak meydana girdi. Devasa çam ağaçları ışıltılar saçıyordu. Meydanın her yerinde çakan minik şimşeklerden insanların yaşadıkları anı ölümsüzleştirdiklerini tahmin etmek hiç de zor değildi. Yeni yıla girerken ne dileyeceğini düşündü. Zaten herhangi bir insanın sahip olacağı her şeyden onda fazlası vardı. Sahip olamayacağı tek şey aşktı ve ona da bir dilekle kavuşamayacağını uzun zaman önce anlamıştı.

Meydanın diğer ucunda başına geçirdiği şapkanın altından kalabalığı inceleyen genç adam kendine neden buraya geldiğini sordu. Arkadaşları onu partilerine katılması için çağırıyorlardı, ailesi evde yeni yıla onlarla birlikte gireceğini umuyordu ama o burada tanımadığı binlerce insanın içindeydi. Daha önce tanışmamış ve bir daha birbirlerini görmeyecek ama birkaç dakika sonra birbirlerine sarılacak binlerce insan… Jin cebinde hediyesinin ağırlığıyla devasa çam ağaçlarına doğru yürümeye başladı. Belki bu sene sahipsiz hediyesi bir rafta unutulmazdı. Kimsesizler yurdunun yararı için kurulmuş ağaçların altına yüzlerce gönüllü hediyesi bırakılmıştı. Gerçi kendisinin aldığı bu hediye kimseye uymazdı ama en azından çok pahalıydı, parası işlerine yarardı.

Kame bakışları meydanın ortasındaki saat kulesinde çam ağaçlarına doğru yürümeye başladı. Sadece birkaç dakika sonra onsuz bir yılı daha geride bırakıp başka bir yıla girecekti. Yurtdışında çabayla geçen yıllar, başarısızlıkla sonuçlanan macera, ülkeye yapılan müthiş dönüş… Denemişti. Gerçekten denemişti. En azından bundan sonra kalbinde bu konuda şüpheler kalmamış olduğunu düşündü. Kame onun için, onun rüyalarının peşinde koşmasına izin verebilmek için sahip olduğu her şeyden vazgeçmişti. Hayatındaki mutluluktan, ona yaşadığını hissettiren her şeyden, ufacık bir dokunuşla kime ait olduğunu ona anlatan bedenden, kalbini ısıtan aşktan… Binlerce kez ona gitmeyi düşünmüş ama yapamamıştı. Ne diyebilirdi? Onu tekrar kendisini sevmeye nasıl ikna edebilirdi? Aralarında artık kilometreler, okyanuslar ve farklı diller yoktu belki ama çok daha büyük bir şey vardı, gurur.

Elini kaldırıp ceketinin üzerine, zarfın olduğu yere koydu. Duygularını kâğıda dökmek kolaydı ama sevdiğinin gözlerine bakıp söylemek, işte zor olan buydu. Kame çoğu kişinin kendini beğenmiş biri olduğunu düşündüklerini biliyordu. Bir kısmı gülümsemesinin sahte olduğunu, hareketlerinin yapmacık olduğunu, bencilliği yüzünden onu kaybetmelerine yol açtığını düşünüyorlardı. Oysa o kalbini öyle yüksek bir yere koymuştu ki artık ona kimse ulaşamazdı. Kalbini öyle derinlere saklamıştı ki artık onu kimse bulamazdı. Gözlerine bakınca ürküyorlardı, mücadele edemeyecekleri sarp kayalıklarla dolu bir yüreğe baktıklarını anladıkları için. Gülümsediğinde inciniyorlardı çünkü ondan başka kimse gülümsediğinde ne kadar acı çektiğini bu kadar iyi saklayamazdı.

Aşk mı? Sevmek mi? Bir daha kalbini kendisiyle birlikte alıp sonsuza dek kaybolacak bir başkasına vermek mi? Kame yutkundu. Cam kırıkları yutmuş gibi hissediyordu, bedenine, artık yüreğinden geriye ne kalmışsa enkazına batan… Ağlamıyor olması gözyaşı akıtmadığını göstermezdi. O ağlıyordu ama gözyaşları içine akıyordu. Yıllardır ağlıyordu, sonsuza dek ağlayacaktı. Kocaman çam ağacının altına vardığını fark edince düşüncelerinden sıyrılarak ışıltılı ağaca, dibinde birikmiş hediye yığınına baktı. Cebinden zarfı çıkardı ve bir süre baktıktan sonra eğilerek hediye yığınının üzerine bıraktı. Kartondan bir gemi yapıp nehre bırakmış gibi hissetmişti. Gemi uzaklaşıyor ve akıbeti bilinmiyordu ama artık akıntıda olduğunu bilmek bile ona yetiyordu. Dönüp yeni yılın ilk saniyelerini karşılamaya hazırlanan kalabalığa karıştı.

Jin elini cebine atarak kutuyu kavradı. Keşke cesareti olsaydı ve bunu ona verebilseydi. Bırakıp giderken sadece ” İstediğin gibi olsun… “ dan başka kelime etmemiş birine ne diyebilirdi? Neden benim için mücadele etmedin? Neden seni terk etmeme izin verdin? Neden benim yanımda mücadeleme ortak olmadın? Belki sen yanımda olsaydın… Hayır. Başarısızlığının yükünü onun omuzlarına atamazdı. Bunu hak etmiyordu. Hayatına onsuz devam edebildiği ve yıkılmadığı için onu suçlayamazdı. Yıllar boyu rüyalarını ve hayallerini dinlemişti. Ne istediğini ondan daha iyi kim bilebilirdi? Gideceğim dediğinde nasıl dur derdi? Demedi. Diyemedi.

Jin bunu şimdi anlıyordu en çok bu acıtıyordu kalbini. Kalmasını istediği halde gitmesine izin verdiğini bilmek… Güzel gözlerine yerleşen acıyı, dudaklarının titreyişini, omuzlarını dikleştirerek dönüşünü ve gidişini hatırlıyordu. Hayatı boyunca en çok o gün ona sarılmak istemişti, en çok o gün onu öpmek istemişti, en çok o gün kokusunu içine çekmek istemişti. En çok o gün yalnız kalmıştı.

Çam ağacının altına vardığında yüreği her zamankinden ağır, her zamankinden pişman ve çaresizdi. Cebinden hediyesini çıkardı. Gitmeden önce bile sormak istediği soruyu hala sormak istiyordu. Ona kaç tane yüzük aldığını kendisi de bilmiyordu. Eğer sorsaydı ne cevap verirdi? Jin içini çekerek kutuyu diğer hediye kutularının üzerine bırakmak üzere eğildi. Kırmızı bir kurdeleyle bağlanmış bir zarfın üzerine bıraktı kutuyu. Elini çekerken gözü zarfın üzerindeki yazıya ilişince donup kaldı.” Jin’ e “ İsim değildi onu donduran, yazı stilini tanımıştı. Titreyen eliyle uzanıp kutusuyla birlikte zarfı aldı. Kutuyu cebine atıp zarfı yırtmaktan korkarak büyük bir dikkatle açtı. İçinden üçe katlanmış bir kâğıt çıktı. Onun küçük el yazısını hemen tanımıştı. Yüreği korku ve heyecanla çarparak kâğıdı açtı.

Sana ne yazmam gerektiğini bilmiyorum Jin. Oysa her zaman söyleyecek bir şeylerim olurdu. Beni kelimesiz bırakan tek kişi sensin. Keşke bir yolu olsaydı da kalbimi şu beyaz kâğıdın üzerine aktarabilseydim. O zaman çektiğim sancıları, yalnızlığımı, seni nasıl sevdiğimi anlar mıydın? Sen dünyanın bir ucunda ben diğer ucundayken çektiğim özlemi hisseder miydin? Eskiden sen benim aynamdın. Ben daha ne hissettiğimi anlayamadan beni anlayandın. Ben kötüyüm şimdi ve sanırım giderek daha kötü oluyorum. Kimseye açamıyorum ne kollarımı ne yüreğimi. Ardından öyle bir kilit vurdum ki anahtarını nereye koyduğumu silmişim hafızamdan.

Daha çok ağlıyorum. Sarhoşken ağlıyorum, yalnızken ağlıyorum, gülerken ağlıyorum. Senden geriye ne kaldıysa gömdüm yüreğime. Öylesine gömdüm ki yeniden çıkaramam. Tıpkı bir cam fanusta saklıyormuşum gibi seni saklıyorum kimsenin bulamayacağı kadar derinde. Seni unutmak istemiyorum. Seni unutmaya çalışıyorum. Kendi içimde çelişiyorum. Bırak hayal kırıklıkları geride kalsın sevgilim. Dibe vurmuş olsan ne yazar? Tekrar kazanırsın. Başın dik olsun dünyaya karşı kim senin gibi cesur olup ” Ben başarabilirim. ” diyerek yola çıkabilirdi? Denemeden başarılı veya başarısız olacağını kim bilebilirdi? Havaya konuşmak kolay sevgilim.

Her zamanki gibi bu zarfı da sana veremeyeceğimi biliyorum ama kendimi yazmaktan alı koyamıyorum. Hissettiğim her şeyi kelimelere dökmem mümkün değil. Belki sadece iki kelime yazıp göndersem sana bana geri döner miydin? Ülkene, ailene ve arkadaşlarına döndüğün gibi bir gün de bana geri döner miydin? Neden bana geri dönmedin Jin? Utandın mı? Korktun mu? Kızdın mı? Sence bunlar bana ” Tadaima ” dediğinde susmamı sağlar mıydı? Sen bir tek benim kalbime geri dönmedin Jin. Dönseydin sana verecek sadece iki kelimem olurdu. Seni seviyorum.

Yeni yıla sensiz girmek acıyı biraz daha köreltip, biraz daha hissizleşeceğim bir yıla daha girmek demek. Ateşin kenarında ısınmaya çalışan bir evsiz gibi başkalarının sevgilerini seyrederek avunmaya çalışacağım bir yılın daha başlangıcı olacak. Ama yine de mutlu yıllar sevgilim. En azından orada bir yerlerde bir zamanlar beni sevmiş biri olduğunu bileceğim.

K.K.

Görüntü daha da bulanıklaşınca Jin titreyen elini kaldırarak beceriksiz çabalarla gözyaşlarını sildi. Boğazında oluşmuş acı yumru yutkunmasına bile izin vermiyordu. Kame bunu ne zaman bırakmıştı? Başını kaldırıp meydana baktı. En üstte olduğuna göre belki de yeni bırakmıştı? Böyle bir mucizenin gerçekleşmiş olduğuna inanamıyordu. Kalbi sevgiden patlayacak kadar ısınmışken kalabalığa daldı. Tanıdığı, sevdiği o ufak figürü aradı gözleri. Saat kulesinden biri son dakikaya girildiğini anons edince telaşlandı. Geri sayımı bütün meydan aynı anda yapmaya başlamıştı.

50… 49… 48…

Kame koca saat kulesinin saniyelerinin akıp gitmesini seyrederken içini çekti.

31… 30… 29…

Jin nefes nefese iki kişinin arasından sıyrıldığında yağan kar tanelerinin altında, meydanın bütün ışıltısını sönük bırakan güzelliği gördü.

12… 11… 10…

Kame birileri ona sarılmasın diye birkaç adım atarak kalabalıktan geriye doğru çekildi.

3… 2… 1…

Ama biri onun bileğini kavrayarak çekti ve kendini birden sıcacık bir bedene yapışmış halde buldu. Bedenin sertliği, boyu ve onu kavrayışındaki güçten bir erkek olduğunu anlamıştı. Bir fanboyla uğraşacak halde değildi. Tam ağzını açmıştı ki ” Sana da mutlu yıllar sevgilim… ” diyen sesi duyarak dondu. Elleri bedeninin iki yanında kaskatı duruyordu. Onu belinden ve ensesinden kavrayarak kendine çekmiş beden için yaratılmış gibi uymuş, genç adamın sarılmasıyla bedenleri birleşmişti. Sonra kokusu geldi burnuna… Saçlarını okşayan şefkatli ve sevgi dolu dokunuşlarını hissetti. Göğüs kafesinden fırlayıp gitmek isteyen kalbiyle aynı ritimde atan kalbin çarpıntısını kendi göğsünde hissederken belirsizce bir adım daha atarak ona sokuldu.

- Jin?

Ağlıyordu. Sevinçten, belki umutsuzluktan belki de umutlandığı için… Jin patlayan konfetiler, yağan kar ve birbirlerine sarılan insanların çığlıkları arasında geri çekilip ona baktı. Her zaman güzeldi. Her zaman yüreğini titretecek kadar güzeldi. Onun güzeliydi. Elini kaldırıp yanaklarından süzülen gözyaşlarını sildi. ” Tadaima… “ Kame bu kadar gürültünün arasında bile onun fısıltısını duydu. Bu geri dönüştü. Bu uzatılan eldi. Bu düştüğü karanlık çukura tutulan bir fenerdi. Sonunda kalbini bulmuştu. Kollarını genç adamın boynuna dolayarak ” Okaeri… “ diye fısıldadı. Jin daha fazla dayanamayarak hasretini çektiği dudaklara eğildi. Çölün ortasında bulduğu bir su kaynağıymış gibi içti onu… Onu öptükçe damarlarındaki kan aktığını hatırlamaya başladı. Onu öptükçe nasır tutmuş kalbi çarptığını fark etmeye başladı. Onu öptükçe kendini tekrar buldu.

Jin geri çekilip onun hala inanmaya korkan gözlerine baktı. ” Kazuya… ” Cebinden kendi hediyesini çıkarıp elini eline aldı ve kutuyu yavaşça onun avucuna bıraktı. Kame gözlerini kırpıştırarak kutuya baktıktan sonra uzanıp kurdelesini tutup çekti. Elleri titriyordu. Hatta olduğu yerde sallanıyordu. Küçük kutunun kapağını içinde ne göreceğinden korkarak açtı. Kutu açılıp da içinden özenli bir işçilikle süslenmiş kalın bir altın yüzük çıkınca nefesi kesildi. Jin gözleri irileşen genç adamın elini eline aldı.

- Sana her sene bir yüzük alıyorum Kazu. Her doğum gününde ve her yeni yılda. Evde bir kuyumcu açacak kadar yüzük birikti ama ben sana bir türlü soramadım. Yeterince güçlü değildim, yetersizdim, eksiktim, korkaktım. Bana sen güç verdin, beni sen tamamladın, beni sen korkularımdan arındırdın. Hayata doğduğum gün değil seni sevdiğim gün başladım ben. İki gerçekliğim var dünya ve sen. Ama bütün dünyam da sen olduğun için başka hiçbir şeyim kalmıyor. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum. Seni sevmekten bir saniye bile vazgeçmedim. Yeterince acı çektik, yeterince başka insanları umursadık, yeterince dünya yüzünden endişelendik. Artık hiç birinin önemi yok. Sen beni sevdiğin ve ben de seni sevdiğim sürece başka neyin daha fazla önemi olabilir? Artık dünya ne düşünürmüş umurumda bile değil benim dünyam sen olduğuna göre senin ne istediğin benim için daha önemli. Kazuya… Benimle evlenir misin?

Kame ağlıyordu ama bu kez kesinlikle sevinçten ağlıyordu. Kalbinin etrafındaki duvarlar çökerken sevdiği adamın ellerini tuttu. Konuşamayacak kadar heyecanlanmıştı ama zorlukla ” Hiç sormayacaksın sanmıştım. ” diyebildi. Jin yıllardır görmediği kocaman, mutlulukla dolu gülümsemesiyle onu kendine çekti. Kame mucizelere inanmazdı ama bu geceden sonra inanmaya başlayacaktı. İki insan koskoca şehirde aynı yere geliyor, birbirlerinden habersizce aynı amaçla hareket ederken binlerce insanın içinde birbirlerini bulabiliyorlarsa bu ancak mucize olabilirdi. Kame gözlerini kapatarak Jin’ in sarıldığı gibi sıkıca ona, sevdiğine, arkadaşına, eşine, mucizesine sarıldı.

THE END

SÖZCÜK : 2. 150

HADİ BAKALIM PAMUK ELLER KLAVYELERE!!!

COFFEE PRINCE – 14. BARDAK – FİNAL!!!

COFFEE PRINCE – AKAME – ONDÖRDÜNCÜ BARDAK – FİNAL!!

Kame sırıtarak aldığı bir elmayı tam konuşmak üzere ağzını açan Jin’ in ağzına tıkıverdi. Jin öksürerek elmayı yemeye çalışırken Kame’nin elini bileğinden yakalayarak yanına çekti. Ağzı dolu dolu olmasına rağmen ” Bunu sonra ödeyeceksin küçük bey. ” deyince Kame kızararak meydan okurcasına ona dil çıkarmıştı. Büyükanne daha fazla dayanamayarak elini sehpanın üzerine vurdu.

- Burada neler oluyor böyle? Siz… Sizin aranızda tam olarak ne var? Sanki… Gözleriniz birbiriyle konuşuyor. Jin hemen bir açıklama istiyorum! Yoksa sen bu adamla birlikte misin?

**********************************

Jin öksürerek ağzındaki elmaları yutmaya çabalarken bir taraftan zaman kazanmaya çalışıyordu. Büyükannesinin bilgiç gözlerinin ip uçlarını yakalayacağını bilmeliydi. Yanındaki Kame’ nin bedeninin kasıldığını hissedebiliyordu. Sonunda elmasını yutunca ” Sen neden bahsediyorsun büyükanne? ” diye sordu. Yaşlı kadın öfkeyle Kame’ yi işaret etti. ” Nasıl böyle bir şeyi yaparsın? Sana özel olarak seçtiğim bütün kızları beğenmedin şimdi bir erkekle mi birliktesin? Üstelik kız mı erkek mi belli değil. Bu şeyi, alıp gözümün önünden kaybol! ” Jin de yavaş yavaş öfkelenmeye başlıyordu. ” Sözlerine dikkat et büyükanne. Kame için nasıl ” Bu şey ” gibi bir şey söyleyebilirsin? O bir insan ve ben ona gerçekten çok değer veriyorum. ” Kame’ nin yerinden kalkmaya yeltendiğini hissedince uzanıp bileğini kavradı.

- Hayır, hiçbir yere gitmiyorsun.

- Bırak gitsin! Onun burada yeri yok. Görmüyor musun? O senin dengin biri değil. Büyük ihtimalle de paranın peşinde.

- Büyükanne iyice saçmalamaya başladın. Ben hayatım boyunca Kame kadar çok çalışan birini görmedim. Keşke onun gibi biri olabilsem. O asla benden veya başka birinden yardım istemez, kendi ayaklarının üzerinde durabilecek biri o.

Kame sonunda Jin’ in tutuşundan sıyrılarak ayağa kalktı. ” Müsaadenizle ben gidiyorum. Seninle cafede buluşuruz Jin. ” ” Kame… ” Ancak genç adam hızlıca evden çıkarken Jin sinirli bir tavırla elini saçlarının arasından geçirdi. ” Onu kırdın büyükanne. ” ” Ona daha fazlasını yapacağım! O veledi cafeden hemen kovacaksın ve bir daha onunla görüşmeyeceksin! ” Jin ayağa kalkarak çok sevdiği ama artık sınırlarını aşan yaşlı kadına baktı. ” Cafenin yöneticisi benim büyükanne, sen değil. Kimin çalışıp çalışmayacağına ben karar veririm. Hayatıma yeteri kadar müdahale ettin. Kame’ yle olan ilişkime karışmasan iyi edersin. ” ” Jin! Akanishi Jin hemen buraya gel! ” Jin büyükannesinin bağırışlarını duymazdan gelerek evden çıktı. Kame’ yi bulmalı ve hasarın boyutlarını öğrenmeliydi.

*************************************

Kame’ yi cafede her zamanki işlerini yaparken buldu. Ama dalgın olduğunu hemen anlamıştı. Çünkü normalde saçlarını toplaması gerekirken uzunca saçları omuzlarına dökülmüş halde çalışıyordu. Kame bir tepsi dolusu siparişleri masalara dağıtırken bir an göz göze geldiler. Ama genç adam hemen gözlerini kaçırmıştı. Jin içini çekti. Muhteşem bir geceyi paylaştıktan sonra Kame’ nin ondan böyle uzaklaşmasını istemiyordu. Boş tepsisini tezgâha bırakan genç adama sokuldu. ” Biraz konuşabilir miyiz Kame? ” Kame yeni sipariş listesini vermeden önce ” Konuş ben seni dinliyorum. ” dedi. Jin tezgâhın arkasındaki Nakamaru’ ya, kahve makinesinin başındaki Koki’ ye göz attıktan sonra ” Yukarıya gidelim mi? ” diye fısıldadı. Kame ona doğru dönüp kararlı bir tavırla ” Hayır. ” deyince şaşırmıştı. ” Ne söylemek istiyorsan burada söyle. ” Kame’ nin alışkın olmadıkları sert ses tonu karşısında Nakamaru ve Koki ikisine baktılar. Jin tedirgince kıpırdandı. ” Özel bir konu… Lütfen benimle yukarı gelir misin? ” Kame o kadar uzun süre sessizce ona baktı ki Jin sonunda ters giden şeylerin sadece büyükannesiyle alakalı olmadığını düşünmeye başlamıştı. Ama sonunda Kame başını sallayarak yanından geçip üst kata yönelince rahatladı.

************************************

BÖLÜMÜN SOUNDTRACKI

2AM – I CAN’T SEND YOU AWAY EVEN IF I DIE

************************************

Terasa geldiğinde Kame duvarın kenarında durmuş caddeden gelip geçen arabaları seyrediyordu. Jin yavaşça genç adama yaklaştı, kollarını onun ince beline sararak çenesini boyun boşluğuna dayadı. Kame’ nin kokusu, sıcaklığı, bedeni… Bir an gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. ” Benimle birlikte New York’ a gelir misin Kame? Sadece ikimiz… ” Bir süre Kame kolları arasında hiç kıpırdamadı. Jin teklifinin onu şaşırtacağını biliyordu ama bunu hemen bir kenara atmasını istemiyordu. ” Bizi izleyen gözlerden uzak, istediğimiz gibi yaşayabileceğimiz bir yer… Ne dersin? ” Kame yavaşça kollarından sıyrıldı ve ona döndü. Daha konuşmaya başlamadan önce Jin her şeyin bittiğini anlamıştı. Gözleri içindeki sıcaklığı bir şekilde yok edip arkasında bırakmış camlara dönüşmüştü.

- Babam da bir zamanlar senin gibiydi Jin. Beni çok sevmesine severdi ama komşularımızın önünde, arkadaşlarının önünde, büyüklerinin önünde her zaman benden utandı. Güzelliğimden, zayıflığımdan, yaşıtlarımın ve yaşıtım olmayan erkeklerin aklını başından almamdan, kızına değil de oğluna gelen istekleri devamlı geri çevirmekten her zaman utandı. O güçlü kuvvetli ve dürüst bir adamdı. Oğlu nasıl böyle zayıf, bir kız gibi ince ve güzel olabilirdi? Sanırım ölene kadar benden utandı.

Jin yutkunurken Kame’ nin gözleri yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Dudakları gibi bütün bedeni titriyordu.

- Ama bu benim suçum değildi anlıyor musun? Böyle olmak benim suçum değildi! Böyle güzel olmayı ve erkekleri kendime çekmeyi istemedim. Ve bildiğin gibi karşılık verdiğim tek erkek sensin. Ama senin de babamdan farkın yok. Benim, bana güvenen birine ihtiyacım var. Bütün dünya beni işe yaramaz, her işe koşturulacak zayıf biri olarak görse de birinin bana inanmasına ve güvenmesine ihtiyacım var. Birinin Kame’ nin imkânları olmayabilir ama kalbinde bir karar vermişse sonuna kadar gider demesine ihtiyacım var. Senin gibi aramızda olanlar öğrenilecek diye ödü kopan birine ihtiyacım yok! Benden utandığı için arkadaşlarının gözlerine bakamayan, büyükannesine onu seviyorum diyemeyen, benimle tüm dünyanın gözü önünde birlikte olmak yerine kaçmaya tercih eden birine ihtiyacım yok!

Kame Jin’ i omzundan iterek yanından geçip koşarak giderken Jin tıpkı onun gibi ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü. Sonunda yaptığı hatanın ne olduğunu anlamıştı. İş işten geçtikten sonra…

*******************************

Kame uzun bir süre parkta oturarak ağladı. Şimdi Yamapi’ nin varlığına çok ihtiyacı vardı. Arkadaşı yanında olsaydı mutlaka onu rahatlatacak bir şeyler söylemeyi becerirdi. Kame cep telefonunu çıkararak numarayı çevirdi.

O sırada Yamapi Maki’ yle kaldıkları otelin önündeki gölün muhteşem manzarasını seyrediyordu. Bu tatil beklediğinden de güzel geçiyordu. Maki’ yle birlikte olmak bisiklete binmek gibiydi, bildiği, aşina olduğu ve sevdiği bir kadınla yeniden bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyordu. Sanki dün ayrılmışlar gibi birleşmeleri kolay ve sıkıntısız olmuştu. Aralarındaki sorunları aşabileceklerine yürekten inanıyordu. Telefonu titreyince cebinden çıkarıp ekrana baktı. ” Kame-Chan ” yazısını görünce kalbi bir anlığına tekledi. Elbette Kame’ yi tekrar Maki’ yle arasına almaya çalışmazsa bu ilişkiyi yürütebilirdi. Arkasından balkona çıkmış Maki’ nin kendisini izlediğinden habersiz bir şekilde hala çalan telefonun ekranına baktı.

Maki arayanın Kame olduğunu bir şekilde anlamıştı. Yamapi’ nin rahat omuzlarının gerilmesinden, yumuşamış yüz hatlarının kasılmasından, parmaklarının telefonun üzerinde açıp açmamaya karar vermek istercesine tereddütlü dolaşmalarından anlamıştı. Bu ikisi için de büyük bir sınavdı. Kalbi heyecanla atarak Yamapi’ nin tercihini yapmasını bekledi.

Yamapi Kame’ nin gerçekten önemli veya dertleşmeye ihtiyacı olmasa onu aramayacağını biliyordu. Ama henüz onu arkada bırakma çabaları içindeyken böylesi bir yakınlığı kaldıramayabilirdi. Telefonu açmadı, tekrar cebine koyarak gözlerini gölün pürüzsüz yüzeyine odakladı ve birkaç saniye sonra telefon sustu. Pi derin bir nefes aldı. ” Arayan Kame miydi? ” Maki’ nin sesine dönüp gülümsedi ve başıyla onayladı. ” Neden açmadın? Önemli bir şey olabilirdi. ” ” Çok önemli bir şey olsaydı benden önce Jin’ i arardı. Büyük ihtimalle Jin bakası yine saçma sapan bir şey yapıp onu üzmüştür. Bırakalım bu kez dertlerini kendileri halletsinler. ” Maki mutluluk dolu bir gülümsemeyle yavaşça genç adama yaklaştı. Tam önünde durdu ve birden Yamapi’ yi şoke ederek bir dizinin üzerine çöktü. Elbisesinin cebinden kadife bir kutu çıkarıp kapağını açtıktan sonra Yamapi’ ye doğru uzattı. Kutunun içinde bir örnek altından halkalar vardı.

- Kendimi bildiğim günden beri seni, sadece seni seviyorum. Biliyorum sana çok acı çektirdim. Kendi kararsızlıklarım ve endişelerim yüzünden neredeyse bu ilişkinin bitmesine neden olacaktım. Ama artık hatalarımı biliyorum, bundan sonra ne yapmam gerektiğini de. Yamapi… Sana yıldızları ve ayı veremem ama seni severim, çok severim. Benimle evlenir misin?

Yamapi boğazını düğüm düğüm eden genç kadını kollarından yakaladığı gibi kaldırdı ve sıkıca sarıldı. ” Evlenme teklifini erkekler yapar baka… ” Maki gözyaşları arasında gülümsedi. ” Sevdikten sonra teklifin kimden geldiğinin bir önemi var mı? ” Yamapi genç kadının dudaklarını kavrarken Maki kollarını boynuna dolamıştı. Nefes nefese geri çekildiklerinde Yamapi de gülümsedi. “” Sanırım yok. ” ” Bu evet demek mi? ” Yamapi belinden kavradığı genç kadını çevresinde çevirirken Maki mutlulukla kahkaha attı.

***********************************

- Yemin ediyorum Jin resmen beni kafaladı!

Jin karnını tutmuş gülerken zihninde yere çökmüş Maki ve salak salak ona bakan kuzenini hayal ediyor, tekrar kahkahalara boğuluyordu. ” Buna… İnanamıyorum! ” Gülmekten aralık vererek konuşmak zorunda kalıyordu. ” Büyükanne duyana kadar bekle! ” Jin bir kere daha kahkahalara boğuldu. ” Beni evlendirmek isterken senin evleneceğini duyunca küplere binecek. ” Yamapi ” Baksana bugün Kame beni aradı ama telefona bakamadım. Bir sorun mu var? ” diye sorunca gülümsemesi Jin’ in yüzünden hemen silindi. Demek Kame dertleşmek için Yamapi’ yi aramıştı. ” Aslında evet… Biz… Ben… İçinden çıkılmaz bir durumdayım dostum. ” ” Kame’ yi beni arayacak kadar üzdüysen önemli bir şey olmalı. Her ne bakalık yaptıysan ondan özür dilesen iyi olur. ” Jin içini çekti.

- Bu kez beni affeder mi bilmiyorum.

- O seni seviyor. Elbette affeder.

- Umarım. Maki’ ye sevgilerimi ilet. Buraya dönünce birlikte bir yemek yemeli ve bu haberi kutlamalıyız.

- Hai! Görüşürüz.

Jin telefonunu kapattıktan sonra gözlerini bir süre boşalmış cafede gezdirdi. Kame olmadan hayatı ne kadar da boş görünüyordu. Onunla mutlaka konuşmalıydı.

************************************

Kame gece ayıklamak için bir çuval dolusu kestane almış evinin yolunu tutmuştu ama kendini birden Jin’ in apartmanının önünde bulmuştu. Gece büyük ihtimalle gözünü bile kırpmayacaktı. Bu yüzden hem kendini oyalamak hem de biraz para kazanmak için her zamankinden de fazla kestane almıştı. Bisikletini durdurarak başını kaldırdı. Jin’ in çatı katındaki dairesini buradan göremeyeceğini biliyordu ama yine de bakmak istemişti. Belki şimdiden kız arkadaşlarından birini evine atmıştı. Belki de o da en az kendisi kadar üzgündü. Kame içindeki bütün acıyı tek bir kerede kusmuştu. Daha fazla içinde tutamamıştı. Belki herkesin kendisini garip bulmasını, yadırgamasını, utanmasını görmezden gelebilirdi ama Jin söz konusu olduğunda bunu yapamıyordu. Jin’ in ondan utandığı her an çok acı vericiydi. Çünkü sadece bu dünyada en değer verdiği ve sevdiği kişi ona böyle acı verebilirdi, diğerlerinin bir önemi yoktu. İçini çekerek bisikletinin pedallarına asıldı. Ancak fark etmediği bir şey vardı. Pedala takılıp yırtılan çuvalın yan tarafından birer ikişer kestaneler yere saçılmaya başlamıştı…

************************************

Jin arabasını park ettikten sonra düşünceli bir şekilde apartmanına doğru yürümeye başladı. Kame’ yi her yerde aramış ama bulamamıştı. Ailesi bile onu görmemişlerdi. Tek bildikleri birazdan döneceğini söyleyerek dışarı çıktığıydı. Telefonunu da kapattığı için ona ulaşamıyordu. Apartmanının önüne geldiğinde bir umut etrafa bakındı. Belki Kame onunla görüşmek için buraya gelmiş olabilir diye düşünüyordu ama görünürde kimse yoktu. Tam apartmanına dönüp adım atmıştı ki ayağının altında ezilen bir şeyin çıkarttığı çıtırtıyla durakladı. Ayağını kaldırıp baktığında bunun bir kestane olduğunu görmüştü. Zihninde hemen bir görüntü belirdi. Kame’ nin çalışma programı! Onun bazı geceler kestane soyduğunu hatırlamıştı. Gözleri yerdeki kestaneleri takip etti. Oraya buraya saçılarak bir yol oluşturmuş kestaneden patika, köşenin oradan dönüp gözden kayboluyordu. Jin kocaman sırıttı. Sakar Kame… Gömleğinin eteğini kaldırarak yere dökülmüş kestaneleri toplamaya başladı.

Birkaç sokak ötedeki Kame ise dalgın dalgın bisikleriyle zig zaglar çizerek ilerliyordu. Jin’ le önceki gece paylaştıkları şeyleri düşünmek bile bütün bedenini ateşler içinde bırakmaya yetiyordu. Birden bir kestane hoplaya zıplaya önünde yuvarlanınca durakladı. Bu şimdi nasıl düşmüştü ki? Hızlı bile gitmiyordu. Kestaneyi alıp çuvala koymak için döndüğünde çenesi şaşkınlıkla açıldı. Geldiği yol boyunca kestaneden bir şerit vardı. ” Argghh bu ne şimdi? Ne olmuş bu çuvala? ” Eğilip çuvala bakında yanından yırtıldığını gördü. Lanet olsun! Hepsi ziyan olmadan bütün kestaneleri toplamalıydı. Bisikletini kenara çekip tişörtünün eteğine kestaneleri toplamaya başladı.

Jin hem kestaneleri gömleğine topluyor hem de sırıtıyordu. Bunların yere saçıldığını fark edince küçük sevgilisinin yüzünde belirecek şaşkınlığı görebilmeyi çok isterdi. Çok şeker ve dayanılmaz bir sevimliliğe bürüneceğinden emindi. Önce o öpülesi dudakları şaşkınlıkla aralanacak sonra durumu anlayınca dudakları suçlu kendisi olduğu halde birilerine küsmüş gibi bükülecekti. Jin bir köşeyi döndüğü anda onu gördü. Tıpkı kendisi gibi kestaneleri kucağında kümeleyerek ona doğru geliyordu ama daha onu fark etmemişti. Söyleniyordu. Jin’ in tek duyabildiği baka, söz dinlemeyen kalp, kendisinin adı gibi şeylerdi. Kame yaklaştı, yaklaştı ve sonunda önünde biri durduğunu fark ederek durdu, başını kaldırarak ona bakınca Jin’ in biraz önce hayal ettiği yüz ifadesine bürünüverdi. Onu şu anda öpmeyi o kadar çok istiyordu. Kame’ nin konuşmasına fırsat vermeden genç adama çıkıştı.

- Sen kestaneleri yere saçarak ne halt etmeye çalışıyorsun Kame? Birçoğu ezilmiş. Nasıl para kazanacaksın şimdi?

Onun çıkışması karşısında daha da şaşıran Kame dudaklarını bükerek doğruldu. ” İstemeden oldu. Ben sadece… Hem sana ne! Kazanamayacaksam da ben kazanamayacağım! ” Öfke ve Jin’ i birden karşısında görmenin şaşkınlığıyla yanakları kızarmıştı. Jin yavaşça Kame’ ye yaklaştı. ” Sen elinde hiçbir şey yokken bile hayata kafa tutabilen, bu hayatın sana verdiklerini bilen ama her zaman daha fazlası için mücadele edebilecek güce sahip birisin. Sen benim olmak istediğim gibi birisin Kame. Sen benim utandığım biri değilsin aksine gurur duyduğum birisin. ” Kame’ nin gözleri dolarken Jin konuşmaya devam etti.

- Seninle nasıl gurur duymam? Ailesini tek başına ayakta tutabilmek için kendi ihtiyaçlarını her zaman ikinci plana itmiş, onların mutluluğu için çırpınırken âşık olamayacak kadar yoğun bir şekilde çalışmış, kendisine sunulan binlerce teklifin kendisini doğru yoldan saptırmasına izin vermemiş, bir kere sevdiğinde bunu o kişinin gözlerinin içine bakarak korkmadan söyleyebilmiş olan senden nasıl utanırım ? Hayır. Ben aslında kendimden utanıyorum. Senin gibi birinin beni seviyor oluşu bile bir mucize. Hayatını boş işler ve eğlence peşinde geçirmiş, ailesinin ona gerçekten ihtiyacı olduğunu bile anlayamayacak kadar duyarsız, büyükannesinin parasal desteği olmasa sefalet içinde çürüyecek biri olan beni nasıl sevebiliyorsun?

Gözyaşları Kame’ nin yanaklarından süzülürken Jin uzanıp onu kendine çekip sıkıca sarıldı. Bu arada ikisinin de kucaklarındaki kestaneler yere saçılmıştı. Jin Kame’ nin saçlarını okşadı. ” Yine mi ağlıyorsun? Bundan sonra sadece benim karşımdayken ağlayacaksın anladın mı? Başka erkeklerin karşısında ağlarsan bittin! ” ” Uhnn! ” Kame sevinçle onaylayarak Jin’ e sokulunca Jin onu göğsüne sokmak istercesine sıkıca sarıldı.

*******************************

Kame yerleri pas paslarken Koki masaları siliyor, Ueda gününü menüsünü hazırlıyor, Nagase bahçedeki sarmaşık ve çiçekleri suluyordu, Nakamaru kahve stoklarını kontrol ediyordu. ” Ohiooo! ” Jin neşeli bir halde cafeye girince hepsi ona bakarak ” Ohaiiooo patron! ” diyerek karşılık verdiler. Jin gelen mektupları kolunun altına sıkıştırdıktan sonra Kame’ nin yanına geldi, bir kolunu beline sarıp onu kendine çekti ve dudaklarından hızlıca bir öpücük aldı. Kame’ nin gözleri kocaman açılmışlardı. “ Ohaiooo hayatım. Ben şunları kontrol etmek için yukarı çıkıyorum. Sonra yanına gelirim olur mu? ” Kame sadece başını sallayabilmişti. Jin bir ıslık tutturarak merdivenleri çıkarken Kame diğerlerine döndü.

Koki’ nin gözleri ve ağzı kocaman açılmış, elindeki bezi yere düşürdüğü halde sanki hala elinde bez varmış gibi masayı siliyordu. Nagase hortumu ayaklarına tuttuğunun farkında değil şokla ona bakıyordu. Nakamaru gözlerini çıkarmış bir şey görmediğini ima edercesine onları büyük bir dikkatle temizliyordu. Ueda onaylarcasına başını aşağı yukarı sallıyordu. Sonra her şey bir anda olup bitti. Hepsi birden bağırıp çağırarak Kame’ ye koştular ve ona sarıldılar. ” Bize her şeyi anlatmalısın Kame-Chan! ” Kame gülerek arkadaşlarından kurtulmaya çalışırken kıpkırmızı kesilmişti. Üst kattaki Jin kahkahaları duyduğu anda kendisi de gülümsemeye başladı.

*****************************

Öğle yoğunluğu sırasında Kame büyükanne ve Jin’ in annesinin cafeye girdiklerini görünce hem çok şaşırdı hem de endişelendi. Büyükannenin konunun peşini bu kadar kolay bırakmayacağını tahmin etmeliydi. Ellerini önlüğüne silerek ” Hoşgeldiniz Akanishi-san! ” derken iki kadının da yüzlerinde en ufak bir yumuşama olmamıştı. ” B-Ben gidip Jin’ i çağırayım. ” ” Aslında buraya seninle konuşmaya geldik Kamenashi-kun. ” ” Benimle mi? ” Kame şaşkınlıkla iki kadına bakarken büyükanne bir masaya geçmelerini önerince çaresiz bir şekilde onları takip etti. Diğerleri de tedirginlikle üçlüye bakıyorlardı. Ortadaki gerilimin onlar bile farkına varmışlardı. Kame iki kadının karşısına geçip oturdu. Büyükanne ellerini masanın üzerinde kavuşturarak ” Ne kadar istiyorsun? ” diye sorunca gözlerini kırpıştırdı. ” Anlamadım? ” Yaşlı kadın sabırsızca elini salladı.

- Jin’ in peşini bırakmak için ne kadar para istiyorsun diye soruyorum?

Kame büyükanneyi severdi ama bu kadar ileri gidebileceğini hiç düşünmemişti. ” Hiç. Sizden para istemiyorum. Çünkü Jin’ in peşinden koştuğum yok. Aslını söylemek gerekirse ondan kaçabilmek elimden gelen her şeyi yaptım. Ama yine kader bir şekilde bizi bir araya getirdi. ” Yaşlı kadın kendisinden beklenmeyecek bir güçle masaya vurdu. ” Bırak bu duygusal saçmalıkları bana ne kadar istediğini söyle! Parayı arttırmak için uğraşmana gerek yok ne kadar istersen vereceğim! ” Kame’ nin yüzü solmuştu ama çenesini dikleştirerek yaşlı kadının gözlerinin içine baktı. Ağzından tek bir cümle çıkmadı. Büyükanne iyice köpürmek üzereyken bu kez Jin’ in annesi devreye girdi.

- Bak Kamenashi-kun Jin ailemizin tek evladı. Ailemizi devam ettirebilecek tek kişi. Ve biz onun iyi bir kadınla evlenip çocukları olsun istiyoruz.

Bu sözler Kame’ yi büyükannenin öfkesinden daha fazla etkilemişti. Jin’ le birlikte olarak onun çocuk sahibi olmasına engel mi oluyordu? Ailesinin umutlarını ona bağladığını biliyordu. Ama… Tam o anda ” Sanki ailedeki tek erkek çocuk benmişim gibi davranıyorsunuz anne. ” diyen sesle üçü de başlarını kaldırıp tepelerinde dikilen, oldukça da sinirli görünen Jin’ e baktılar. ” Yamapi’ yi nasıl bu kadar çabuk unutabiliyorsunuz? Üstelik tam da Maki’ yle nişanlanmışken… Merak etmeyin o sizi toruna boğacaktır. ” Jin’ in annesi biraz utangaç bir tavırla gerilerken büyükanne ters ters ” O bir Akanishi değil. ” dedi. Jin Kame’ nin arkasına geçerek ellerini onun ince omuzlarına koydu.

- Bu o kadar önemliyse gelecekte Kame’ yle birkaç çocuk evlat ediniz. Ne dersin Kame?

Kame yanaklarının alev alev yandığını hissederek sinirli bir şekilde dudaklarını yaladı. Jin’ le birlikte çocuk sahibi olmak… Bir aile sahibi olmak… Başını yavaşça sallayarak onay verdiğini ancak verdikten sonra fark etmişti. Jin’ in omuzlarını tutan elleri rahatlayarak gevşediler. ” Ah Kami-sama bu adam sana ne yaptı Jin? Gözünü böylesine boyamasına nasıl izin verirsin? ” ” O hiçbir şey yapmadı büyükanne. O sadece kendisi oldu ve ben onu sevdim. Onu önce ben sevdim. ” Yaşlı kadın nutku tutulmuş halde torununa bakakalırken Jin Kame’ yi elinden tutarak kaldırdı. ” Bunu kabullendiğin zaman beni nerede bulacağını biliyorsun. Ama o zamana kadar bir daha Kame’ yi böyle rahatsız etmeye cüret etme. ” Kame’ yi kendisiyle birlikte üst kata sürüklerken diğerlerinin ellerini kaldırarak ” Gambatte ” işareti yaptıklarını görünce sırıttı.

Üst kattaki yönetici bürosuna girdikleri anda Jin Kame’ yi kendine çekerek sarıldı. ” Aşağıda olanlar için özür dilerim. Çok ileri gittiler ve seni üzdüler. ” Kame başını Jin’ in göğsüne dayayarak ” Önemli değil. Sen yanıma geldiğin andan itibaren hiç korkmadım. ” Jin onun yumuşak saçlarını okşarken Kame ” Gerçekten birlikte çocuk sahibi olacağımıza inanıyor musun Jin? ” diye fısıldadı. ” Uhn! Bundan sonra hayatımı seninle geçireceğime göre böyle ufak hayaller kurabilirim diye düşünmüştüm. Ya sen? Sen gerçekten bunu ister misin Kame? ” Kame başını kaldırarak umutla ona bakan kara gözlere baktı. ” Bir gün evet. Önce idealimi gerçekleştirip bir kahve şefi olmak istiyorum. ” Jin mutlulukla sırıttı. ” O halde olmuş bil. ” Kame’ yi bırakıp masasının üzerinden bir zarf aldı ve Kame’ ye uzattı. ” Bu sana gelmiş. ” Kame kaşlarını çatarak zarfı aldı ama zarf çoktan açılmıştı. Jin’ e kötü kötü bakarken genç adam ellerini iki yana açtı. ” Çok sabırsızım biliyorum. Dayanamayıp açtım. Aslında sana sürpriz yapmayı planlıyordum ama sanırım şimdi vermenin tam zamanı. ” Kame merakla zarfın içindeki yazıyı okurken Jin de yanına gelerek arkasından ona sarıldı.

- Kabul edilmişsin. Fransa’daki gurme okuluna kabul edilmişsin.

Kame gözleri fal taşı gibi açılmış halde kabul yazısına bakıyordu. O kadar kişi arasından girebilmeyi başardığına inanamıyordu. ” Jin! ” Dönüp kollarını genç adamın boynuna doladı ve dudaklarını kavradı. Hem gülüşüp hem öpüşürlerken ikisi de çok mutluydu.

**********************************

Kame Yamapi’ nin parmağındaki yüzüğe hayranlıkla bakıyordu. ” Wuhaa muhteşem bir şey değil mi Jin? ” Jin hıhlayarak yüzüğe bir göz attı. ” Bu tasma… Yani yüzük mü? Fena değil. ” Yamapi’ den önce Kame kafasına bir şaplak atınca inledi. ” İttaaaiii! ” ” Sen de adam gibi konuş o zaman. ” Kame yerinden fırlayıp bu kez de Maki’ nin yüzüğünü hayranlıkla incelemeye başlamıştı. Jin Kame’ nin arkasından Yamapi’ ye ağız hareketleriyle ” Olağanüstü bir şey değil mi? ” diye sorunca Yamapi de Kame’ ye bakıp sırıtarak başıyla onayladı. Yamapi sonunda Kame istediği kişiyle birlikte olduğu ve mutlu olduğu için gerçekten seviniyordu.

Jin Maki’ nin yüzüğüne bakıp onu yanağından öperken ” Bir gün ellerimden kaçacağını biliyordum zaten. ” diye sitemkâr bir şekilde konuşunca genç kadın gülümsedi. ” Ben hiç senin ellerinde olmadım ki Jin. Eğer beni gerçekten sevseydin Yamapi’ yi umursamaz, bunu bana çoktan söylerdin. Ben senin için sadece… ” ” Alışkanlık? ” ” Evet, aynen öyle. Ama Kame’ ye âşıksın bunu görebiliyorum. ” Jin Kame’ ye baktığında onun bir domates gibi kızarmış olduğunu fark ederek gülümsedi. ” Evet, ona aşığım. ” ” Jiiiinnnnnn! ” Kame artık bir alev topu olmuş halde yüzünü ellerinin arasına gömerken üçü birden gülmeye başlamışlardı.

*******************************

Birkaç hafta sonra Maki ve Yamapi evlendiler. Kame Fransa’ ya uçmadan önce düğünü yapabilmek için özellikle uçmasından bir önceki günü ayarlamışlardı. İkisi de gelin ve damadın sağdıçlarıydılar. Maki beyaz gelinliği içinde Yamapi’ nin koluna girerken Jin Kame’ nin kulağına eğilip ” Söylesene Kame neden Yamapi değil de ben? ” diye fısıldadı. ” Onun da bir zamanlar sana ilgisinin olduğunu biliyorum. İsteseydin bu ilgi daha da ileri gidebilirdi. Ama gitmedi, sen beni seçtin. Neden? ” Kame bir süre gelinle damadın birbirlerine ettikleri yeminleri dinledikten sonra başını çevirip Jin’ in gözlerinin içine baktı.

- Çünkü seni seviyorum.

Jin kalbi mutlulukla dolarak Kame’ nin elini tuttu. Bir salon dolusu misafirin gözlerinin önünde el ele tutuşan sağdıçlar garip bir görüntü çizebilirdi ama açıkçası bu Jin’ in hiç umurunda değildi.

*********************************

Havaalanında elindeki biletle dikiliyor ve karşısındaki genç adamdan nasıl ayrılacağını bilemiyordu. Jin gözleri daha şimdiden özlemle dolu dolu olmuş halde karşısında dururken nasıl dönüp gidecekti. Zaten ailesiyle vedalaşması çok zor olmuştu. Neyse ki kendi ailesi Jin’ in ailesinden daha anlayışlıydılar ve Jin’ le ilişkisini kabullenmişlerdi. ” Orada sakın etrafa bakma ve… ” ” Jin saçmalama etrafa bakınmazsam nasıl bir şeyler öğrenirim? ” Jin küskünce alt dudağını sarkıttı. ” Tamam, o halde şöyle diyeyim sakın başka adamlara bakma! ” Kame sırıttı. ” Ama ben duydum ki Fransa’ da gerçekten çok yakışıklı erkekler varmış. Sanırım ben de biraz göz ziyafeti çekebilirim. ” Jin ” Kamenashi Kazuya! Sakın buna cesaret edeyim deme! ” diye gürlerken Kame aralarındaki mesafeyi kapatarak Jin’ e sarıldı.

- Seni seviyorum.

- Ben şu anda sana çok kızgınım ve sen bana beni sevdiğini söylüyorsun. Böyle konu değiştirmeyi nerden öğrendin? Hem… Ben seni daha çok seviyorum.

Kame Jin’ in kokusunu içine çekti. ” Sadece bir yıl. Göz açıp kapayana kadar geçecek. Ondan sonra… Bir aile olacağız. ” Jin Kame’ nin ince omuzlarını kavrayarak onu kendisinden biraz uzaklaştırdı ve ondan sonra ceketinin iç cebinden bir kutu çıkararak ona uzattı. ” Yamapi ve Maki’ nin yüzüklerini çok kıskandığını fark ettim de ondan… ” Kame kutuyu açınca üzeri ufak değerli taşlarla işlenmiş altın bir halka buldu. ” Bu bir nişan yüzüğü değil, daha çok beni sana hatırlatmak için bir şey. Diğerini dönünce alacaksın. ” Kame kızarırken Jin kutudaki yüzüğü alarak onun sol elinin en küçük parmağına geçirdi. Kame Pinky Ring denilen şeye daha önce hiç sahip olmamıştı. Yüzüğe baktıktan sonra Jin’ in dudaklarına saldırdı ve onu bütün bir yıl hatırlamasını sağlayacak kadar derin ve uzun uzun öptü. Bu bir ayrılık değildi. Bu yeniden kavuşmanın sözüydü. Bundan sonra bir ömür boyu hiç ayrılmamacasına…

THE END.

SÖZCÜK : 3. 800

HADİ BAKALIM PAMUK ELLER KLAVYELERE!!!

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.